BİLİŞSEL GELİŞİM ( ZİHİNSEL GELİŞİM )

    Anne ve babalık duygusunu ve gururunu tatma mutluluğunu yakalayanlar, bu onurlu görevin gereğini yerine getirmek zorunda olup, uzun, meşakkatli, heyecanlı, bir o kadar da zevkli bir maceraya atılmışlardır. Çünkü; 21.yüzyılın bu ilk yıllarında büyük bir bilgi birikimi, hızlı iletişim olanakları ve tüm bunların getirdiği büyük bir değişim yaşamaktadır. Mevcut olan bu bilgiler, zihnimizdeki bir takım soruları cevaplarken her cevabın sonunda çok daha fazla soru sormamıza neden olmaktadır. İşte insanlar; doğumdan itibaren yaşamlarının her aşamasında mevcut kavramları-bilgileri öğrenip onları sınıflara ayırarak aralarındaki ilişkileri keşfedip yeni kavramlar ve bilgiler üretebilirlerse yaşam serüvenini daha kolay aşabilirler. -Tabii olarak bu olanaklardan yoksun olanlara göre...- Bu zorlu ve karmaşık yerkürenin engelli yollarının farkında olan aileler çocuklarının selameti ve geleceği için bilgi denizindeki yararlı bilgilerin bazılarını elde etmek isterler. Her ne kadar mevcut bilgiler ışığında hareket edilmeye çalışsa da bunların hepsine ulaşmak ve özümsemek de oldukça güçtür. Ayrıca mevcutların arasındaki farklı yaklaşımları da beyin süzgecinden geçirerek topluma, aileye özellikle de kendine özgü özellikler taşıyan çocuğa uygun olanı seçmeleri gerekir. Burada bu konuya değinmemizin amacı çocuğunuzu daha iyi tanımanız için sizin ufkunuzu biraz genişletmek ve bu alandaki mevcut bilgilerden bir kesitini sizlerle paylaşmaktır... Biz burada; J. Piaget, J. Brunor, R. Gagne, D. Ausebel ve Yapısalcılık’a ait öğrenme kuramlarından bahsedecek değiliz.

   Bilişsel (Zihinsel) gelişim; aile, çevre, ulus ve dünya ile etkileşimi ve anlamayı sağlayan bilginin kullanılıp kullanılmamasına yardım eden ve gözlenemeyen tüm süreçleri içerir. Bu süreçler: dikkat, algılama, kavram oluşturma, dili kazanma (bu konu ayrı başlık altında ele alınacaktır), hafızaya yerleştirme, hatırlama, düşünme (Düşünmenin sessiz konuşmak,  konuşmanın ise düşünceleri seslendirmek olduğu ileri sürülmektedir.) ve problem çözme olarak ele alınmakta ve bu süreçler de bilişsel gelişim alanları olarak ifade edilmektedir... Burada doğumdan itibaren gelişim dönemleri dikkate alınarak konuya ilişkin bazı hususlara değinelim:

     Bebekler ilk iki-üç yıl süresince dış dünyayı duyuları ve hareketleriyle tanırlar. Zorunlu olarak dış dünya ile yoğun bir etkileşime girerler ve duyu organları kanalıyla edindikleri bilgileri belirli kategorilerde düzenlerler. – Zaten; edinilen bilgiler gruplanmamış olsaydı zihnimizde biri biriyle alakasız binlerce bilgi olurdu ve öğrenmemiz güçleşirdi.- Ayrıca, nesne sürekliliğini kazanır ve nedenselliği anlamaya başlarlar. Başka bir deyişle görüş alanı dışında canlı ve cansız nesnelerin var olduğunu ve varlıklarını sürdürdüklerini kavrarlar. Bebek için, nesne sürekliliği ve nedenselliği; zaman içinde uzayı ve nesnelerle dolu bir dünyayı anlaması ve kavraması açısından çok önemlidir. Nesne sürekliliği gelişen çocuk; annesi görüş alanı dışına da çıksa döneceğini bilir ve kendini güvende hisseder. Bir olayın başka bir olayın oluşmasında neden olabileceğini kavrar. Örneğin elektrik düğmesini açıp kapamak suretiyle ışığın yanıp söndüğünü öğrenir ve eğlenir. Her bir aşama sonunda bir sonrakine geçerek 6 yaşına kadar nesnenin sürekliliğini kavrarlar. Kısaca bu dönemde bebeklerin neler yapabildiklerini kısaca belirtikten sonra geçirdiği aşamaları irdeleyelim.

    Bebekler doğumdan 2-3 yaşına kadar, evcilik, doktorculuk gibi sembolik (sembol; duyularla ifade edilemeyen bilinçli veya bilinçsizce bir şeyi belirten somut nesne, işaret veya simge olarak tanımlanabilir) oyunlar oynar. Büyük-küçük, uzun-kısa gibi objeleri sıralamayla ilgili deneyimlere doğru tepkide bulunur. Gelecek ile ilgili yapacağı şeyleri doğru zaman kullanarak anlatmaya başlar. Üzerinde, altında ve üstünde gibi kavramlara uygun tepkide bulunur. İki veya üç rengi tanır ve eşleştirir. Bir olayı oluş sırasına göre anlatır. Neden-sonuç ilişkisi kurmaya çalışır. Vücudun parçalarını tanır. Meslek ve araç gereçler arasında ilişki kurar. Bu bilişsel gelişim sürecini irdeleyecek olursak bebekler:

·        Doğumdan birinci ay sonuna kadar refleksleriyle hareket ederler ve ayın son günlerinde de reflekslerini biraz kontrol edebilirler. Bu dönemde nesne sürekliliği hiç yoktur. Bebek bir nesnenin varlığını ve yokluğunu tahmin edemez ve bilmez.

·        Anacak; 1-4. aylar arasında emme davranışı gibi haz veren davranışlarını tekrar ederler. Çünkü bütün davranışı vücudunda odaklanmıştır. Sadece kazanımı farklı objeyi farklı şekilde emmesidir. Parmağını emmeyi keşfetmişse ondan haz alır ve farklı bir şekilde emerek bu davranışını sürdürür. Ayrıca duyu organlarıyla gelen bilgileri de düzenlemeye çalışırlar. Örneğin; annesinin sesini diğer seslerden ayırt eder ve geldiği tarafa yönelir. Onun dünyası böylece anlam kazanır, fakat nesne sürekliliğini henüz kazanmamıştır. Sadece, kaybolan nesnenin kaybolduğu noktaya boş ve anlamsız bir şekilde bakarlar.

·        4-8. aylar arasında çevresiyle daha çok ilgilenmeye başladıkları, sebep sonuç ilişkilerini ayırmaya başladıkları görülmeye başlar. Kendi bedeninin dışındaki nesnelere hangi düzeyde etki edebildiğini keşfetmeye başlar. Başka bir deyişle kendisi ile dış dünya arasındaki ayrımı fark etmeye başlamıştır. Örneğin; çıngırağı sürekli sallar. Bu davranışı da hedef olarak belirlenmemiş ve tesadüfen keşfedilmiştir. Gelişim durumuna uygun birçok oyuncakla oynayabilmesi onun gelişimine yardımcı olacaktır. Çünkü o harekette bulunduğu zaman etkili olacağını keşfetmiştir. Duran nesneleri uzun süre inceleyebilir ve büyüklerin hareketlerini sınırlıda olsa taklit etmeye başlamıştır. Bir kısmı görünen saklanmış bir nesneyi arayabilir, tümüyle görünmeyen nesneleri ise henüz aramaz.

·         8-12. aylar arasında deneyimlerinden yararlanarak hedefe ulaşmak için deneme yanılma yoluyla uygun olanı bulmaya çalışır. Bir nesneyi eline aldı mı başkalarına vermek istemez ve vermemek için de mücadele eder. Emekleme deneyimini amacı için kullanmayı öğrenmiş, oyun kalıplardan ve tekerlekli oyuncaklardan zevk alır hale gelmiştir. Başka bir deyişle nesne sürekliliği hızlı bir şekilde gelişmektedir. Nesne sürekliliğinin geliştiği bu aylarda oyuncak saklanıp bulunmasına yönelik oyunlar onun bilişsel açıdan gelişmesini sağlayacak, hem de aile iletişimini geliştirecektir. Oyunlarda önemli olan çocuğun 5 duyusunun aktif olarak uyarılmasıdır.

·         12-18. aylar arasında merakları nedeniyle bir takım hareketlerini kasıtlı olarak değiştirirler. Nesnenin, olayın ve durumun alışık olmadıkları durumlarını keşfetmeye çalışırlar. Bir nesneyi atarak, tutarak ve kırarak sonucunu görmek isterler. Kendini sonuca ulaştıracak birçok yol denerler. Artık nesne sürekliliği gelişmiş ve görüş alanı dışına çıkan oyuncakları, saklandığı yerde arar konuma gelmiştir. Çevresinde gördüğü en karmaşık hareketleri dahi taklit etmeye çalışırlar ve oyunlarında bu hareketlere yer verirler. Yetişkinlerin onun hatalı ifadelerini taklit ederek gülüp eğlenmeleri yanlıştır. Çocuk onu doğru olarak algılar ve kalıcı hale dönüştürür.

·         18-24. aylar arasında ise; düşünmeye başlamış, sembol ve simgelere yer verir hale gelmiştir. Bir olayı zihninde canlandırabilir ve onun hakkında düşünebilirler. Artık, olayların sebep ve sonuçlarını zihninde deneme yanılma yapmak suretiyle çözüm yolları bulmaya, seçenekler yaratmaya, istediği sonuca ulaştıracak yeni yollar keşfetmeye başlamıştır. Örneğin; onu, yüksek bir yere ulaşmak için sandalye veya yastıktan yararlanmaya, koltuk altına kaçan bir oyuncağı da uzun bir çubukla almaya çalışırken görebilirsiniz. Bu da bebeklerin bu dönemde düşünebildiklerini, kendilerini sonuca ulaştıracak planlar geliştirebildiklerini gösterir. Ayrıca, dili iletişim aracı olarak kullanabilir, görmeden de bir nesne ve kişiyi hatta aile bireylerini taklit edebilir ve saklanan bir oyuncağı çeşitli yerlerde arayabilirler. Sonuç olarak nesne sürekliliği tamamen gelişmiştir. Artık, kavram gelişiminde önemli olan basit genellemeler yapma konusunda da hazırdırlar.

           İlk çocukluk dönemi:

      Bebeğin nesne sürekliliğini kazandıktan sonraki 24-36. aydan 6 yaşını tamamlayıncaya kadar sürecek okulöncesi dönemi kapsar. Bu dönemde hareketleriyle ve hissederek yaptıklarının ötesinde artık sembollerle düşünerek ve bunu da hareketlerine yansıtarak öğrenmeye başlamışlardır. Kazandırılacak kavramlar için dikkatini yoğunlaştırabileceği ortamlar yaratılmalıdır.

      Semboller onun; nesneler, olaylar, kişiler, gerçekte karşısında olmasa da onlar hakkında düşünmesini sağlar. Düşünme için en önemli sembol de sözcüklerdir. Nesneleri belirten semboller o nesne hakkında düşünmesine, niteliklerini hatırlamasına ve başkaları hakkında konuşmasına yardım eder. –Sembol denmesinin nedeni, nesnenin kendisi ile değil de, zihinde kalan izleriyle oluşan bir düşünce faaliyeti olmasıdır.- Çocuklar 2-3 yaşından itibaren zihinsel sembolleri kullanarak olay, insan ve nesneler hakkında konuşabilmesi nedeniyle bu dönem için “sembolik düşünceden” bahsedilebilir. Düşünmenin ham malzemesini, algılanan ve belleğe kaydedilen nesnelerin zihinde kalan izleri oluşturur. Bu nedenle çocuğu doğumdan itibaren ne kadar nesne ve olayla karşılaştırırsanız o kadar gelişimine yardımcı olursunuz. Konuyu içerik olarak biraz daha irdeleyecek olursak:

         Bu dönemdeki düşünme; son çocukluktaki(7-11 yaş) dönemindeki düşünmeye kıyasla basit ve gelişmemiş düzeydedir. Henüz gerçekleri tam olarak hayal edemez ama yine de mantıksal düşünceleri vardır. Olaylar arasında bir bağ olduğunu fark eder ancak, neden, niçin ve nasıl olduğunu açıklayamazlar. Fakat düğmeye basılınca da zilin çalacağını bilirler. Ayrıca parça ve ayrıntı bağlamı dışında sebep-sonuç ilişkisine gidebilirler. Örneğin; sevmediği kardeşi hastalandığı zaman kardeşini, kendisinin hastalandırdığını düşünebilir. Burada kötü düşüncesi ile olumsuz olay aynı zamanda ortaya çıkmış ve mantıksız düşünceye inanmıştır. - Kısa bir süre önce sizde bir çocuktunuz, size bakmak ve eğitmek başkalarının göreviydi. Bu görevinizi en iyi şekilde yapabilmeniz için onu her yönüyle iyi tanımanız gerekmektedir.-

     Ayrıca bu dönemde çocuklar, olayların sadece bir yönüne odaklanır diğer yönleriyle ilgilenmezler. Bu nedenle de mantıksız sonuçlara ulaşırlar. Başka bir deyişle ayrıntılara dikkat edemez ve başka bir yönünün de olabileceğini düşünemezler. Bu nedenle bir nesnenin şeklinin değişmesi onu büyük oranda etkiler. Örneğin; aynı miktardaki oyun hamurundan yapılan iki topun miktar ve büyüklük olarak aynı olduğunu söylemesine karşın topun birini ip şekline getirdiğimiz zaman ip şeklinde olanın “daha büyük” veya “daha çok” şeklinde ifade ettiğini duyabilirsiniz. Yani mantık yürütmede hata yapabilirler. Çünkü onları, hacim ve genişlik kavramı değil, gördükleri etkilemektedir. İp şekline getirilen oyun hamuru tekrar top haline getirildiğinde aynı olduğunu ifade edeceklerdir. Herhangi bir nesnenin değişik boyutlarda birçok şeklinin olabileceğini anlamakta güçlük çekerler ve miktarı aynı nesnenin “tersine çevrilemeyeceğini” anlayamazlar.

     Okulöncesi çocuğun bir diğer özelliği “benmerkezci” oluşlarıdır. Olaylar arasındaki ilişkiyi çeşitli yönleriyle göremediği için kendi bakış açılarından hareket ederler ve başka açılara dikkati çekilmek istenmesine rağmen kendi doğrularında hareket ederler. Kendilerini dünyanın merkezinde görmesine karşın, daha önceki dönemdeki kadar da benmerkezci değildirler. Fakat konuşmaları ve hareketleri benmerkezciliğin etkisi altındadır.

     Ayrıca, kendinden uzak ve erişemeyeceği hareket eden nesnelerin canlı olduğunu ifade edebilirler. Örneğin; güneş, bulut ve benzerleri gibi... Sadece ulaşamayacağı cansız nesneler değil oynadığı oyuncağın cansız olduğunu bilmesine karşın onunla canlıymış gibi konuşmalar yaptıklarını da görebilirsiniz. Yalnız, kaya ile bir hayvanın canlı veya cansız olduğunu ise ayırt edebilirler. Yani bu dönem çocuğu; kendine gösterilen nesnelerin hangilerinin canlı hangilerinin cansız oldukları konusunda hatalar yapabilir, cansıza canlı, canlıya da cansız deyebilirler. Çocuklara, sınıflama yapabilmesi için canlı-cansız varlıkları ayrıntılarıyla tanıtmanız gerekmektedir. Burada şu hususa da değinmemiz gerekir. Şöyle ki; bu dönem çocuğu renk ve büyüklüklerine göre nesneleri sınıflayabilirler. Nesnenin renklerine göre sıralanması istendiğinde renklerine göre, şekillerine göre sıralanması istendiğinde şekillerine göre sıralayabilirler. Kavram geliştirilmesinde önemli zihin süreçlerden biri de “ayrım yapma” sürecidir ki bu dönemde bunu tam olarak başaramazlar. Genel anlamda bu dönem içinde geliştirdiği ve yapabildiklerini kısaca özetlersek:

     Akıcı bir hayal gücüne sahip bulunur ve uğraşılarında “yaratıcılığı” kullanırlar. Konuşmaları benmerkezcidir ve konudan konuya geçerler. Kural ve sınırlılıkların gerekli olduğunu anlar, basit geometrik şekilleri tanırlar. Objeleri kabaca sıralayıp sınıflandırabilirler.(küme kavramı oluşur) Geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanlarla ilgili kelimeleri eşit oranda kullanırlar. Yer ile ilgili kavramları doğru olarak kullanır, evin veya anaokulunun bölümlerini sayabilirler. Bu dönemin başlangıcından sonuna doğru zihin gücü oldukça gelişmiştir. 10-20 parçalı boz-yap şekillerini yapar ve aynı özelliğe sahip 6-10 nesneyi eşleştirir ve gruplarlar. Nesneleri kullanarak toplama-çıkarma yapar ve haftanın günlerini sırayla sayabilirler. Öğretilmesi halinde yaşadığı mahalle, sokak ve evlerinin adresi ile telefonunu söyleyebilirler. Belli bir olaydan sonra ne olacağını tahmin ederler. En az, en çok, hepsi, bazıları gibi kavramları yerinde kullanırlar. Yarım-bütün nesneleri ayırır ve gösterirler. Sağ-sol, alt-üst gibi yön kavramlarını doğru gösterirler. Fakat, hala çocuklarda somut düşünce hakimdir ve çevresini de toptan algılarlar. Daha gerçekçi olmalarına karşın yine de duyguları baskındır ve zaman kavramı da sınırlıdır. Yaptığı resimler gerçeğe benzemekle birlikte, daha çok varlıkları gördüğü gibi değil bildiği gibi çizerler. Sayıları kavrar ve ikişer, beşer ve onar sayabilirler. Bu dönemin sonuna doğru kelime hazineleri zenginleşmiş ve okuma- yazmaya hazır hale gelmişlerdir.

      Son çocukluk dönemi:

       6-7. yaşlarından 11 yaşına kadar süren dönemi kapsar. Okula başladığı bu dönem; düşünme, öğrenme, problem çözme ve hatırlama yeteneğinin gelişeceği süreci içerir. Başka bir deyişle zihinsel evrimin gerçekleştiği ve görünüşün değil gerçeğin anlaşıldığı bir evredir. Baba, eğlenmek amacıyla başka bir kılığa da girse o yine babadır. Ayrıca çocuklar; bu dönemde mantıklı düşünme yeteneklerini geliştirmeye, olayların nedenlerini irdelemeye başlamışlardır.  Problem çözerken de bu edinimlerini kullanırlar. Onlar için semboller zihinde bir araç olarak yerini almış ve problem çözerken parmaklarını kullanmadan sembollerden yararlanır konuma gelmişlerdir.

     Çocuklar; okulda akranlarıyla ne kadar beraber olur, işbirliğine dayalı, etkin ve anlamlı öğrenme modelleri uygulanan aktiviteler içinde yer alırsa dikkatini toplamayı, duygularını kontrol etmeyi ve planlamayı öğrenirler. Bu ortamda becerilerini geliştirme ve yeni beceriler kazanma olanağı yakalarlar. 10 yaşına geldiklerinde mantık ve strateji dediğimiz iki zihinsel yetenek gelişmiş olacaktır. Artık insanlar ve nesneler arasında genel prensipleri görebilmektedirler. Artık, nesnelerin niteliğindeki “korunum ilkesinin” bu dönemde geliştiğini görürüz. Yukarda verdiğimiz örnekten hareketle; aynı miktardaki iki oyun hamurunun birini hangi şekle sokarsak sokalım miktarının aynı olduğunu söyleyecektirler. Değişmemesinin nedeni olarak da hiçbir şeyin eklenip veya çıkarılmadığını belirtecektirler.

     Ayrıca değişik boyda üç çubuk verildiği zaman bunları sıralar, birincinin ikinciden ikincinin üçüncüden uzun olduğunu bu bağlamda birincinin üçüncüden de uzun olacağı sonucuna ulaşırlar. Ve bu dönemde kendinin bir cismi gördüğü bakış açısı ile karşısındakinin bakış açısının farklı olduğunu anlar ve kendisi kitabın ön yüzünü görürken karşısındakinin arka yüzünü gördüğünü, ön yüzünü göremeyeceğini bilirler. Böylece kendine ve başkalarına ait duyguları kavrar ve acılar ve üzüntülere ortak olmayı öğrenirler. Bu da çevresi ve başkaları ile iletişim yolunu açar.

     Son çocuklukta gelişen bir özellik de; hayalle gerçeği biri birinden ayırır hale gelmeleridir. Ancak, yapılan bir açıklamayı gerçeğin ta kendisi olarak kabul eder, başka bir açıklamayı ise kendi düşüncesiyle çeliştiği için kabul etmeyebilirler.

   Bilişsel gelişim ilerledikçe belleğin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Bu dönem çocuğu; araç ve gereçlerle çalışmanın hatırlamayı kolaylaştırdığını ve öğrenilen bilgilerin bir kısmının da unutulabileceğini kavramışlardır. Çocuklar, belleklerini geliştirebilmek için aralıklı veya sürekli tekrar, gruplama ve sıralama, başka nesne ve olaylar içinde kategorize etme gibi stratejilerinden yararlanırlar.

    Çocuklar, bir önceki dönemde geliştirdikleri ve yapabildiklerine ilave olarak bu dönemin sonunda ilköğretim birinci dönem ders programlarındaki kavramları kazanmış, çevresi ile de iletişimi geliştirmişlerdir. Pekiyi, sizler tüm yaptıklarınıza ilave olarak neler yapabilirsiz? Birkaç öneri sunacak olursak: Erken yaşlarda düşünmeleri ve hayal kurmaları için teşvik edebilirsiniz. Düşünme yollarının açılması için müze, sinema, konser gibi yerlere götürebilirsiniz. Onlarla, kelime, yer ve şaka oyunları oynayabilirsiniz. Alışılmadık sorular sormak suretiyle akıl yürütme ve düşüncelerini geliştirmelerine katkıda bulunabilirsiniz. Benzer sözcüklerin anlamları arasındaki farklılıkları tartışabilirsiniz. İlgilendiği olay ve neneleri yazdırabilirsiniz. Evet, ama neden? Faydası nedir? gibi sorular yöneltebilirsiniz. Nesneleri parçalara ayırarak, bir olayı veya öyküyü değiştirerek, olayları ters çevirerek, sabah yatıp akşam kalksak ne olurdu? Gibi çeşitli kavramları değerlendirerek ve benzeri çalışmalarla bilişsel geliştirmesine yardımcı olabilirsiniz...

     Ergenlik dönemi:

     Ergenlik, daha önceki gelişim dönemlerindeki değişikliklerden farklı olarak birçok değişikliğin yaşandığı çok önemli “soyut işlemler” dönemidir. Bu dönem ergenin; olaylara çok yönlü bakarak mantıksal sonuçlar çıkardığı, itaatsizlik, ve bağımsızlığı egemen kılmaya çalışıldığı, ben merkezciliğin öne çıktığı, öz kontrol savaşını genellikle hormonların kazandığı, deri problemleri ve adet sancılarının artığı, kilo sorunları gibi çok büyük fiziksel gelişmelerin yaşandığı inişli çıkışlı bir süreçtir. Artık, kendine özgü imajı, görünüşü, akran ilişkileri ve statü, gittikçe bir tutku haline dönüşmüştür. Ergen, kendi beğenisi ile başkalarının beğenisi arasındaki farkı ayırt edemez ve büyüklerin neden davranış ve giyim tarzını beğenmediklerini anlayamaz. Ergenlik dönemi süresince bazı sorumsuzluklar, uyumada ve davranışta çeşitli rahatsızlıklar, isyankarlık, tartışmalar, küsmeler, endişe ve bencillik gibi davranışlar beklenebilir. Bunlardan bazıları; artan stresle bağlantılı olmasına rağmen, normaldir ve endişe nedeni değildir. Aileler, çocuklarını tanıyarak hedeflerini belirlemeleri ve bu hedefe ulaştıracak stratejileri uygulamaları, öğrenmeyi sağlayacak ortamı düzenlemeleri gerekir. Ayrıca ergen yalnız gördükleri ile yetinmezler. Bir nesneyi görmese de onu kesin özellikleriyle tanımlayabilir. Herhangi bir problem çözümüne karşı alternatif çözüm yolları geliştirebilir ve çevrenin itirazı üzerine değişik alternatifleri ileri sürerek savunabilir. Ergen, bu güne kadar çevresiyle etkileşirken, karmaşık bir düşünce yapısı formüle eder; belli tecrübeleri ve anlamları, nasıl yorumlayacağını ve nasıl kabul edeceğini kapsayan kültürün geleneklerine uygun bir çerçeve oluşturur. Son çocukluk dönemi ile ergen arsındaki düşünmedeki farkı şu örnekle açıklayabiliriz: “Bir pilotun teleferiğe çarparak bazı insanların ölmesine ve bir takım zararların meydana gelmesine neden olduğunu düşünelim.” Pilot dikkatsiz miydi? Neden? Sorusunu yöneltelim. Çocuk; Evet, hatalıydı diyebildiği gibi, hayır, dikkatsiz insanları pilot yapmazlar diyebilir. Ergen ise; pilot, oraya bir teleferik yapıldığını bilmiyordur veya sis kapladığı için görmemiştir gibi açıklamalarda da bulunabilir.  Başka bir deyişle, varsayımlar ileri sürerek çeşitli ihtimaller üzerinde akıl yürütebilirler.

     Ergenler, birçok konuyu çeşitli açılardan ele alarak tartışabilirler. Yetişkinlerin, yaşamın çeşitli alanlarını kapsayan konularda, onlarla tartışmaya girmeleri, bilişsel gelişimlerine büyük oranda hizmet eder. Ayrıca bu dönemde soyut düşünce oldukça önemlidir. Örneğin gerçek arkadaş nasıl olur? Konusu üzerinde uzun süre düşünebilirler. Ergenlerin kendi düşüncelerinin, duygularının, yaşantılarının başkalarından tamamen farklı olduğuna dair yanlış bir inançları vardır. Yetişkinlerinde kendi devrelerinden geçtiğini kabullenemez ve kendini anlamadığını düşünürler. Kendileri için ideal olan yetişkinler, artık ideal olmaktan çıkmış ve onların da eleştirilebileceğini düşünmektedirler. Ergenlik dönemi; bir taraftan iten ve reddeden, diğer taraftan isteyen ve bekleyen bir konumdadır. Ergenlerin, soyut sözcükleri kullanma ve anlama becerisi gelişmiş, felsefe, din, siyaset ve ahlak gibi soyut konularda akıl yürütmeye başlamışlardır.

    Bu bağlamda büyük değişim ve gelişim geçiren ergenler; kendilerinin çevresinde olup biten kötülüklerden sihirli bir şekilde korunduklarına inanırlar. Örneğin; uyuşturucunun kendinde alışkanlık yapmayacağına, müptela olmayacağına, bir kere denemekte sakınca olmayacağına inanır. Bu da bize onların; nasıl risk aldıklarını ve nedenini göstermektedir. Burada bu konuyu biraz açmadan geçemeyeceğim. Çünkü ülkemizde de uyuşturucu alışkanlığı o denli arttı ki her gün bu iğrenç alışkanlıktan bir gencimizi kaybetmeyelim... Ayrıca bu zehir tüccarlarının insafına ve merhametine bırakılamayacak kadar da önemli bir konu. Zaten beklemek de safdillik olur! Uyuşturucu kullanma yaşının gittikçe küçüldüğü bu ortamda çocuklarınızı ancak siz koruyabilirsiniz. Şayet çocuğunuz; daha önce sizinle olmaktan zevk alırken sizden uzaklaşıyorsa, istekleri sık sık değişiyor ve maymun iştahlı bir hal almışsa, ruhsal yönden içine dönük, alıngan bir tutum sergilerken tekrar normale dönüyorsa gözlem altına almalısınız. Ayrıca, okul başarısı düşmüş ve sık sık arkadaş değiştiriyor okulu bırakmak istiyorsa, çevreyle ilişkisini kesiyor ve eski arkadaşlarına sırt çeviriyorsa, hiçbir şeye ilgi duymayıp herkesten uzak kalmaya çalışıyorsa dikkatli olunuz. Ve ani ve çabuk duygu değişmeleri var ve yemek düzeninde bozukluk oluyorsa, yalan söylüyor ve evden ufak tefek şeyler kayboluyorsa, elbise ve yatağında yırtılma ve parçalanmalar varsa, tuvalette uzun süre kalıp rahatlamış olarak çıkıyorsa, eli titriyor ve ani ter boşalmaları oluyorsa ailelerin çocuklarını izlemeleri ve uyanık olmaları gerekir... Lütfen geç kalmayınız...

      Ergenlerin bilişsel gelişim özelliklerine ilişkin şu hususlara da değinilmesinde yarar umuyorum. Onlar, herkesin kendini gözetlendiğine, yanından geçen veya karşıdaki kişilerin kendisi hakkında konuştuklarına dair, yanlış bir inanç saplantıları vardır. Başka bir anlatımla çevresinden kuşkulanma oldukça fazladır.  Yaşamın karmaşık olan çeşitli yönlerini keşfetmeleri nedeniyle de karar vermekte zorlanırlar. Bazen de çevre kirliliğini protesto edenlerin miting sırasında yırtılan kağıtlar ve yenilen gıdaların ambalajlarıyla çevreyi kirletilmesinin aynı sonucu doğurduğunu fark edemezler. Bir takım eylemlerinde vatandaşın hakkını savunurken yapılan bazı taşkınlıkların vatandaşa zarar verdiğinin bilincinde değildirler. Aileler böyle bir durumda ergenin dikkatini diğer tarafa çekmek suretiyle olayları değişik boyutlarda algılamasına yardım etmiş olurlar. Böylece, buradaki uyaranları belli kategorilere ayırarak zihinde bilgilerin oluşmasına bu bilgilerin, davranışları ile bütünleşmesini sağlamış olursunuz. Ayrıca, onların kedilerini tanımaları konusunda; Ben kimim? Nelerden hoşlanırım? Gücüm ve yeteneklerim nedir? Neleri yapamam? Gelecekte ne olacağım? Sorularına dikkatini çekerek cevap bulmasında yardımcı olabilirsiniz...

     Böylece; kendilerine ait teorileri konuştukça ve başkalarının teorilerini dinledikçe, olgunlaşmış bir düşünce seviyesine ulaşacaklardır. Düşüncenin olgunlaşmasında nörolojik gelişim önemlidir. Zira bu dönemde beyin artık gelişmiştir. Burada önemli olan başka bir husus da kültür ve eğitimdir. Kültürel ve eğitimsel yönden teşvik edilen çocuklar yukarda belirtilen özellikleri ve edinimleri gereken zamanda ve belki de daha kısa zamanda kazanacaklardır. Çocuk ve ergenlerin yetişkinler gibi düşünmedikleri hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Onlara karşı sabırlı olmak ve zaman tanımak çok önemlidir...

      Kendilerine güven ve güvensizlik ergenlik döneminde yoğun yaşanan çelişkilerdendir. Ergenler bir yandan  “Bana güvenmiyor musunuz? Bana bir şey olmaz.” Savını ileri sürerken, adres sormaya utandıkları için saatlerce dolaşarak aradığı adresi zorla buldukları olur. Bu dönemde derste soru sormaktan, ya da komşudan her hangi bir şey istemekten çekinirler. Diğer yandan saçı istediği gibi taranmadığı için kendini dünyanın en çirkin delikanlısı olarak da görebilirler! Ele avuca sığmayan bu ergenler, bazen de tavana gözlerini dikerek saatlerce yatabilirler. Bir yandan beğenilmek isteği ile yanıp tutuşurken, diğer taraftan başarılı olduğu için arkadaşlarınca alay konusu olacağını düşünürler. Giyim, onlar için ait olma duygusunun bariz simgesidir. Zaman zaman ayakkabı bağları açık, elbisesinde yazı veya yırtıklar oluşturabilirler. İlgilendiği konularda aşırı titiz, ilgilenmediği konular da ise dikkatini toplamakta oldukça güçlük çekerler. Birçok anne baba bu durumdan yakınır ve “bakar- kör” tanımlamasını kullanır. Bu nedenlerle çocuğun bu dönemini iyi değerlendirmek ve davranışlarımızı bu doğrultuda oluşturmamız gerekmektedir...

      Burada “bilişsel gelişim” ile ilgili bir takım hususlara kısaca değinebildik. Konuyu daha geniş boyutta ele almak isteyen aileler bu konuda yayımlanmış birçok kaynak kitap bulabilecekleri gibi internet ortamında da yazılmış birçok bilgiye ulaşabilirler. Elbette; çocuk yetiştirmek oldukça güç bir konudur... Ama sizler bu zorlu maratona talip olmuş ve yarışmaya başlamışsınız. Yarışı da kazanmak zorundasınız... Burada ergenlikteki bilişsel gelişimi kısaca özetleyecek olursak: Son çocukluktaki düşünceleri gördükleri nesne ve olaylar yönlendirirken ergenlerde sadece gördükleri yönlendirmez. Problemler karşısında çeşitli alternatifler düşünür ve varsayımlar ileri sürebilirler. Benmerkezci bir özelliğe sahip olan ergenler için soyut düşünce önemlidir ve kendi düşünceleri başkalarından farklıdır. İdeal dünyayı hayal ederken, zararlı durumlardan gizil bir gücün kendilerini koruduğuna, herkesin kendisiyle ilgilendiği ve hakkında konuştuklarına inanırlar. Ayrıca, Ergen, yaşamın her yönüyle ilgili fazla seçenekler ileri sürmesi nedeniyle karar vermekte zorlanır veya hatalı karar verebilirler...

     Anlaşılan bir çocuk, anlayan yetişkinlerin oluşturduğu ailelere sahip mutlu bir toplumda yaşamanız dileğiyle...

                                                                                                           

                                                                                                                                                                      İsmail KARAYILAN

                                                                                                                                                                        ikryln@mynet.com