ÇOCUKLARDA TİK

 

    Çevremize baktığımız zaman; bazı çocuk, genç ve yetişkinlerin dikkatimizi çekecek şekilde istemleri dışı, farkında olmadan belli bir organını hareket ettirdiklerini görürüz. “Tik” sorunu olan bu kişilerin; alışkanlık ya da fizyolojik ve ruhsal sorunlarının olduğunu ileri süren görüşler yaygındır... Şimdi burada genel anlamda “tik” nedir? Sebepleri ve önleme yolları nelerdir? Kısaca açıklamaya çalışalım.

     Tik; bir kas ya da kas kümesinin katıldığı, hiçbir amaca hizmet etmeyen, sadece içten gelen etkilerle istem dışı gösterilen tepki veya hareket olarak tanımlanabilir. Başka bir deyişle, adale gruplarının maksatsız veya istem dışı hareketlerine “tik” yahut “alışkanlık spazmları” denir. Bunun tanımından ziyade açıklamasının yapılması daha uygundur. Tik; yineleyici, istem dışı, bir amaca yönelik olmayan, ancak baskılanabilen(Belirli ruhsal etkinlik ve süreçlerin; bireyin isteği dışında bilinçaltına itmesi veya bu itilenlerin bilince çıkmasını önleme durumu.) garip hareket ve ses çıkarmalar olarak açıklanabilir. Belki; bir kas grubu veya kas grupları bu harekete katılır. Hareket, çoğu zaman refleks halinde kişinin farkında olmadan tekrarlanır. Kişi istese ve kendini zorlasa da bu hareketi önleyemez. Tikler genellikle iç gerilimlerin veya çatışmaların öncüleri veya açık belirtileridir. Tik rahatsızlığı olan bir bireye nedeni sorulsaydı; hayatındaki bir gerilimden kurtulma çabası içinde olduğunu söyleyebilirdi... Hatta bazı bireyler, tikinin yersiz ve uygunsuz olduğunu bilir ve bundan kurtulmak ister, fakat ne kadar çaba harcarsa harcasın tike karşı direndikçe gerilim artar. Tiki veya alışkanlık spazmını yapmadıkça gevşeyip rahatlayamaz bir duruma düşer. Duygulanma, üzüntü ve yorgunluk arttıkça tikler artar...

    Çocuklarda; tikin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, tiklerin oluşmasında genetik ve çevresel etkenlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Beyin kimyasından birinin anormal yapılaşmasından kaynaklandığına dair dikkate değer kanıtlar bulunduğu bazı kaynaklarda ifade edilmektedir. Ancak, “tik” davranışının çevresel etkileri de göz ardı edilmemeli... Tikler genellikle gerginlik sonrasında, aile ve çevresi tarafından uyarı ve cezalandırmalar sonrasında arttığı belirlenmiştir... 

     Çocuklarda tikler en sık 7-12 yaşları arasında görülmektedir. Bu tikler kalıcı ya da geçici olabilir. Bu tür tikler çocuğun, ailede veya okulda yoğun gerilime karşı bir tepki olarak ortaya çıkabilir. Gerilimler kaybolduğu zaman, çocuk da bu tikten de kurtulabilir. Bu geçici olarak niteleyebileceğimiz tikler, çeşitli beden bölgelerinde ortaya çıkar ve bir yıldan kısa bir sürede kaybolur. Bu bozukluk çocuklar arasında oldukça yaygındır. Sağlıklı çocukların %12-14’ünde 3-10 yaşları arasında sıklıkla görülebilir. Eğer bir çocukta bu davranış bir yıldan fazla sürerse uzun süreli tikten söz edilebilir. Çocukta görülen tiklerin büyük bir kısmı erişkin yaşa gelmeden kaybolur...

     Tikler, başlangıçta hareketlerin istemsiz olarak tekrarını temsil ederler. Örneğin; göz kırpma başlangıçta bir göz rahatsızlığı veya yorgunluğuna tepki olarak ortaya çıkmış olabilir. Boyun silkme de; yakada bulunan bir etiketin verdiği rahatsızlıktan kurtulmak için yapılan bir hareketle başlayabilir... Bu tepkiler; herhangi bir nedenle örüntü haline gelince bu hareketler otomatik olarak tekrarlanabilir. Tiklerin en önemli sebeplerinden biri de taklittir. Çocuklar anne-baba, öğretmen, arkadaş ve çevresindeki kişileri taklit ederler. Bu hareket uzun süre tekrarlanırsa zamanla tik haline dönüşebilir. Yalnız, çocuk birçok davranışı ve bilgiyi taklit yoluyla öğrenir. Tik oluşturacak taklitlerle,  öğrenme taklitlerini bir birine karıştırılmaması gerekir. Aksi halde her taklit “tik” oluşturacak diye engellenirse öğrenme engellenmiş olur...

     Her ne sebeple olursa olsun; uzmanlara göre tikler sanıldığı kadar basit ve hafife alınacak davranış biçimleri değildir. Toplumda alay konusu olacak tiklerin dikkatle izlenmesi ve gerekli önlemlerin almasının çocuğun çeşitli yönlerden gelişimi açısından çok önemli olduğu belirtilmektedir...

     En yaygın olan tikleri de şöyle sıralayabiliriz:

*Yüz adaleleri ile göz kapağının aşağı doğru hareketi ve göz kapaklarının fazla açılıp kapanması şeklindeki tikler.

*Göz kırpmaları ile yanak adalelerinde olan tikler. Bu tik bazen yanlış anlaşılması nedeniyle kavgaya dahi neden olmaktadır...

*Boyun adalelerinde oluşan ve boyun bükme şeklinde görülen tikler. Toplumda en çok dikkat çeken tiklerdir.

*Omuz kaldırma ve mimik yapma şeklindeki tikler.

*Sinirsel kökten gelen öksürmeler, gerekmediği halde sürekli burun çekme ve üst dudak ile yapılan tikler.

*Yutkunma, yutar gibi hareket etme, boğaz temizlemeye yönelik tikler.

*Parmak çatlatma,  diz ayakları ve kollarını sallama ile kendi kendine vurma şeklindeki tikler.

      Aslında, bu tür rahatsızlığın çeşitlerinden ziyade, bu tiklerin yerleşmesinde anne-baba ya da öğretmen gibi, çocuğun, iletişimde olduğu kişilerin rolü üzerinde durmak gerekir. Çünkü yetişkinler, çocukta ortaya çıkan tikler nedeniyle kaygılanmakta, çocuğun her davranışını kontrol etmeye çalışmaktadırlar. Yetişkinlerin, çocukları sürekli uyararak kendilerini kontrol etmelerini istemeleri ve baskı uygulamaları çocuklarda tiklerin yerleşmesine yol açmaktadır. Anne babanın kaygısı nedeniyle çocuk davranışlarını kontrol etmeye çalışsa da, yaşadığı bu gerginlik, tiklerin daha çok ortaya çıkmasına neden olur! Örneğin; omuz silkme tikinin, anne-babaların çocuğun üzerinden düşecekmiş gibi bol elbise almaları ve zorla giydirme baskısı uygulamaları sonucu oluştuğu ifade edilmektedir... Bazen de çocuğun korkuya kapılarak omzunun üstünden arkayı kollamaya başlamasıyla omuz tikleri oluştuğu belirtilmektedir. Bu nedenle tikleri söndürme ve yok etmede, aile öğretmen işbirliği önemlidir. Öğretmenin bilgilendirilmesi neticesinde; çocuk için, sınıfta daha olumlu havanın oluşması ve bu davranışa sınıf arkadaşlarının olumlu yaklaşması sağlanabilir ve böylece çalışmalardan daha olumlu sonuçlar alınabilir... Öğretmen tarafından çocuğun tikleri nedeniyle sürekli azarlanması okuldan uzaklaşmasına neden olduğu gibi, çocukta ruhsal açıdan derin yaralar açar. Anne-babanın çocuğun bu halinden utanması ve çocuğu utandırması tedavi açısından oldukça sakıncalıdır... Çocuk tikleri yüzünden eleştirilmemeli ve azarlanmamalıdır. Bu onun elinde olmayan bir davranış biçimidir. Önemli olan onun evde ve okulda rahatını sağlamak, mümkün olduğu kadarıyla hareketlerine az karışmaktır. Kendini rahat ve sevildiğini hissetmesi tedavinin en önemli ayağını oluşturmaktadır. Bazen gerekiyorsa okul dışı spor ve diğer aktiviteler azaltılmalıdır. Okulunda gerekli anlayışı göremiyorsa okulu dahi değiştirilmelidir. Eğer çocuk tik olarak adlandırdığımız bu hareketleri ev dışı ortamlarda sergilemiyor, belirli durumlarda gösteriyorsa; bunun nedenlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Gerginliğin arttığı ya da yoğun ilginin gösterildiği durumlar tespit edildiğinde; gerginliğin azaltılması, destek ve ilginin çocuğun pozitif yönlerine kaydırılması, tiklerin ortadan kalkmasına yardımcı olmaktadır. Anne-baba, çocuğunda oluşabilecek “tik” hareketi; aralıklarla yeniden ortaya çıkıyor, arkadaş ilişkileri ile sosyal hayatında sorun yaratıyor ve kendine güven duygusunu rahatsız edecek boyutta olumsuz etkiliyorsa alan uzmanına başvurulmalıdır. Ve uzmanın destekleyici ilaç tedavisi de dahil önerileri ışığında hareket edilmelidir...

      Sağlıklı nesiller yetiştirmeniz dileğiyle...

                                                                                                                                                                       İsmail KARAYILAN

                                                                                                                                                                        ikryln@mynet.com