KENDİMİZİ SORGULAYALIM MI?
(İyi model-saldırgan-eziyetçi)
Yaşama nasıl başlıyoruz? Hangi değer ve düşünceleri hangi kanallarla öğreniyoruz? Doğumdan itibaren edindiğimiz bu değerler bizleri mutlu ediyor ve yaşamımızı kolaylaştırıyor mu? Yoksa bizi zor durumda mı bırakıyor? Bu ve benzeri soruları çoğaltabilir ve verdiğimiz yanıtları değerlendirebilir, edinimlerimizi beyin süzgecinden geçirerek çocuğumuz için gerekli önlemleri doğumdan itibaren alabiliriz...
Hepinizin bildiği gibi, yaşama gözlerini açan çocuk; ilk öğrenmeye çevresinde gördüklerini ve yaşadıklarını taklit ederek başlar. Anne-babasının her yaptığını doğru kabul eder. Başka bir deyişle taklit eder. Taklit, öğrenmenin ilk aşaması olduğu için örnek alınan bir davranış pekiştirilir ve benimsenirse, bu davranış en son geliştirilecek davranışların temelini oluşturur. Genellikle sosyalleşme sürecinde, içinde yaşadığımız toplum; aile ve eğitim yoluyla bize bazı değerleri aktarır ve biz onları sorgulamadan benimseriz. Zaden sorgulamaya başladığımızda da, ya geç kalmış oluruz, ya da benimseyerek kendimize mal etmiş oluruz ki zaten iş işten geçmiştir artık! İşte bu tip birtakım düşünce ve değerler yaşamımızı güçleştirebilir, mutsuz olmamıza neden olabilir, bazıları da bizi mutlu kılabilir! Bu güne kadar kendi yaşantınızın olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendirmeden çocuğunuza bir takım edinimler kazandırmaya çalışırsanız, muhtemelen o da sizin yaşadıklarınızı yaşayacaktır...
Özellikle 3-6 yaş arasındaki dönemlerde, deneme yanılma yoluyla öğrenmenin baskın olduğun bir dönemdir. Çocuk çevresinde gördüğü her şeye bakar, ilgilenir, sorular sorar gördüklerini taklit eder. Kendisine uygun olsun veya olmasın her şeyi denemek ister. Bu dönemde dil gelişimi hızlı ve dili kullanımı da daha iyidir. Duyduğu hikayeleri anlattığı gibi kendisi de hikayeler uydurabilir. Bu durumda onu; sabırla dinleyip hatalarını konuşma sonunda, sevgi ve şefkat içeren bir dille doğru olanı açıklarsanız kavraması daha kolay olur. Kesinlikle size hoş gelen fakat yanlış ifade edilen sözcükleri kullanarak ona sevgi gösterisinde bulunmamalısınız. Aksi halde bu yanlışlığı onaylamış olursunuz ki o da öğrenilmiş bir edinim olarak karşınıza çıkar ve ilerde düzeltmeniz oldukça zor olur. Çocuğunuz özellikle bu yaşlarda koşar, zıplar, tırmanır ve bedensel hareketlerden oldukça haz alır. Bu dönem; yaşıtlarıyla ve kendisinden büyüklerle yarıştığı rekabetçi duygunun hakim olduğu bir dönemdir. Biraz da kıskançlık vardır. Aslında bu her bireyin doğasında var olan bir duygudur. Yalnız sizlerin, kıskançlığı körükleyici davranışlardan kaçınmanız gerekir. Aksi halde körüklediğiniz kıskançlıkla, kıskanılan kişiye eziyet edilmesini sağlamış olursunuz. Halbuki çocuklar; daima anne-babasını örnek alır, onlara beğenilmek ve takdirlerini kazanmak ister. Sevgi onun en çok hoşlandığı, haz aldığı bir duygudur ve böyle bir ortam da ona canlılık verir. Onun içindir ki sorularının çoğu; Anne beni seviyor musun? Nasıl olmuş beğendin mi? Güzel olmuş mu? Gibi sorulardan oluşur... Özellikle çocuklar, anne-babalarının, yaşıtlarının, öğretmenlerinin davranışlarını sıklıkla taklit ederler. Çocuk henüz soyut olayları özümseyemediği için somut olarak neyi görüyorsa onu yapma durumdadır. Yani bir davranışı, bir insanı, hatta hayvanları, çizgi film kahramanlarını rahatlıkla taklit edebilir. Kavramlar büyüme ve gelişme ile birlikte zamanla oluşacak, olgunluk kazanacaktır. Yetişkinler, gerek anlatarak ve gerekse göstererek olumlu davranışı öğretecekler ve bir davranışın şekillenmesinde ve benimsenmesinde model olacaklardır. Değişik bir ifadeyle; ona olumlu davranışları sadece anlatmakla, açıklamakla kazandıramazsınız. Ayrıca onu eziyet ederek hiç eğitemezsiniz. Aksine eziyet gören çocuk, kendisi güçlendiği zaman kendinden güçsüz olanlara eziyet etmeyi öğrenir ki bu da ne insanlığın ne de diğer canlıların kabullenebileceği bir davranış değildir. Özellikle aile içi ilişkilerinizle ona iyi örnek olacaksınız ki sizleri taklit ederek olumlu davranışlar kazansın...
Daha önceki yazılarımızda, çocuğun duygusal gelişimi ayrıntılı olarak anlatılırken belirttiğimiz gibi 3-6 yaş çocukta “ben” kavramı ön plana çıkar ki bu dönemde, çocuklarda negatif tutum ve davranışlara sıklıkla rastlanabilir. Çocuk, kendi kendine giyinmek, yemek, koşmak ve oynamak ister. Engellendiğinde de aşırı tepki verir ve öfkelenme, ağlama, tepinme, vurma, tekmeleme davranışları gösterebilir. Okulöncesi dönemde büyüme ve gelişme ile birlikte bağımsızlık isteminin artması, çocukların kendi bedenlerinin farkına varması, fiziksel güçlerini kullanmalarına neden olur. Anne-baba çocuğun tepkisi karşısında onunla konuşmak, sorunu anlamak ve sakince çözümlemek yerine bağırıp hiddetlenir ve sonra da çocuğun istediğini yaparsa ve çocuk da bunu birkaç kez denemişse, olumsuz davranışı öğrenmiş ve pekiştirmiş olur. Çocuklar çok iyi gözlemler, hissederler ve öğrenme konusunda da yetişkinlerden daha hızlıdırlar. Bunu bilmeli ve kendinizi buna göre ayarlamalısınız. Daima tutum ve davranışlarınız tutarlı ve örnek olacak nitelikte olmalıdır. Çünkü siz bir insanın gelişmesine, biçimlenmesine ve kendini gerçekleştirmesine en çok etki eden etmenlerden birisiniz...
Çocukların temel ve sosyal ihtiyaçları karşılanmadığı ya da engellendiği zaman öfke ve saldırganlık şeklinde bir tepki gösterirler. Bu durum sürekli hale gelirse pekişerek bir davranışa dönüşür ve siz de çocuğum ne kadar saldırgan ve sinirli diye yakınır durursunuz! Çocukların olumlu davranışlar geliştirmelerinde; olumlu, demokratik, dengeli, sorun çözücü, hoşgörülü, uygulanabilir sınır ve kural koyan anne–baba–öğretmen tutumları çok önemlidir. Öfke duygusu ve saldırganlığın doğuştan geldiği ve içgüdüsel olduğu kabul görmekle birlikte, çocuklara; olumlu davranışlar kazandırılarak öfkeyi kontrol etmesi, saldırgan ve eziyetçi davranışlarını durdurması olumlu yönlendirmelerle ve iyi bir model de olacak şekilde öğretilebilir. En ufak bir sorun karşısında bağıran, oyuncakları fırlatan, kıran, vuran anne-babaya sahip bir çocuğun örnek alacağı ve öğreneceği davranış ile sorunlar karşısında sakin, güvenli, çözüme yönelik davranan anne-babaya sahip çocuğun örnek alacağı ve öğreneceği davranış da birbirinden çok farklı ve taban tabana zıt olacaktır... Bu öngörüye katılıyor musunuz? Sizi bilemem ama ben böyle düşünüyorum...
Burada şu hususu da belirtmeden geçemeyiz. Şu soruyu kendi kendinize sorabilirsiniz. Hangi davranış, öğrenilmiş saldırganlık içeren bir davranış olarak tanımlanabilir? Bu soruyu şöyle bir örnekle açıklayalım. Diyelim ki; iki çocuk oynarken oyuncağı paylaşamama nedeniyle birbirlerini itmesi, oyuncak kırılınca birinin diğerine vurması içgüdüsel saldırganlık olarak nitelendirilebilir. Ancak çocuk; hiçbir neden yokken oyuncağı almak için vurma, itme, diğer çocuğun canını acıtma, ısırma, saç çekme, bağırma, tekmeleme gibi davranışlar gösteriyorsa buna öğrenilmiş “saldırganlık–şiddet” diyebiliriz. Saldırganlığın güçlenmesi ise çocuğun kendisine ve çevresine zarar vermesi ile sonuçlanır. Bir çocuğun hareketli olması, bazen yaramazlıklar yapması ya da ağlaması, oyuncağını kırması, arkadaşını itmesi onun saldırgan bir çocuk olduğu anlamına gelmez. Çocuğu saldırgan olarak tanımlamak için, bu davranışı sürekli tekrarlıyor ve başkalarına zarar verme amacı taşıyor olması gerekir. Yani bu davranışta zarar verme, öç alma, kuvvet kullanma, eziyet etme gibi eylemlerine bakmak gerekir. Saldırganlık her zaman dışa da vurulmayabilir. Çocuk; egemenlik kuramayacağı durumlarda çekilebilir, inkar edebilir, amacını saklayabilir, kurnazlık yaparak sıkıntılı gibi davranmak suretiyle saldırganlığın yerini tutabilecek davranışlar gösterebilir...
Aslında, saldırganlık bütün canlılarda bulunan temel bir özelliktir. Bu yönelim başkasına zarar verme arzusu taşımadığı sürece bireye enerji ve cesaret verir ki, yoğun yaşanmayan kaygıda olduğu gibi başarıya götüren bir duygu olarak değerlendirilebilir. Ancak herhangi bir sosyal grup veya toplum üzerinde egemenlik kurma ve üstünlük elde etme eğilimi gösterirse zararlı hale gelmiş demektir. Demek ki bu özelliği “yapıcı” ve “yıkıcı” olarak da değerlendirmeye tabi tutabiliriz. Bu eğilim uygun olarak yöneltildiği zaman, saldırganlık bireye ve topluma yapıcı bir enerji ve güç kaynağı da olabilir!
Çocuk niçin saldırgan olabiliyor? Diye düşündüğümüz zaman; şayet çocuğa aile içinde, çevrede veya okulda sözel ve fiziksel bir şiddet uygulanıyorsa ya da evde ve çevresinde saldırgan davranışlarda bulunan bir model olacak kişi/kişiler varsa, (eşlerin aralarındaki uyuşmazlığı şiddet uygulayarak bastırması gibi.) sürekli engellenme ve kısıtlamalarla karşılaşıyorsa, konulan kurallar uygulanabilirlikten uzak ya da benimsetilememişse, evde ve okulda tutarlı bir davranış sergilenmiyorsa, çocuğa karşı ilgi ve sevgi eksikliği yaşanıyorsa, aile içinde sağlıklı bir iletişim kurulamamışsa, fiziksel ve zihinsel bir rahatsızlığı varsa, yaptığı yaramazlıklar bilinçsizce ödüllendirilmişse, aşırı baskı ve eziyet uygulanıyorsa, görsel yayın ve sanal oyunlar şiddet içerikli bir özelliğe sahipse bu çocuk saldırgan bir davranışa sahip olmasın da ne olsun... Soruyorum...
Burada şu hususu da belirtmekte yarar var. Bazen kendisi bir oyun çocuğu olduğu halde ondan, kendisinden küçük kardeşinin bakımını üslenmesi istenerek onlar evde yalnız bırakılarak iş veya özel bir ziyaret için evden giden anne-babalar vardır. İşte bu durumda küçük kardeşi ağladığı, acıktığı veya altını ıslattığı zaman, ağabeyin/ablanın kendi kendine oynamasını engeller ki o da eziyet ederek kardeşini susturmaya çalışabilir. Eziyet etme de onda kalıcı bir davranış haline gelebilir...
O halde ne yapılması gerekir diye kendi kendimize sorduğumuzda; yukarda belirtilenlere dikkat etmeniz, iyi model olmanız, çocuğunuza büyük oranda yarar sağlayacaktır. Ayrıca, çocuğunuzda saldırgan bir davranış gördüğünüz zaman duyarlılıkla saldırgan davranışın sonuçlarını anlatmanız, kendisine yapıldığı zaman neler hissedebileceği konusunda onu düşünmeye sevk etmeniz yararlı olacağı kanısındayım. Olumsuz davranışlar dövmeyle kesinlikle çözümlenemez ve olumlu davranışlara dönüştürülemez. Aksine onda düşmanlık duygularını geliştirir ve ilerde daha büyük boyutta karşımız çıkabilir. Zaten dövme de saldırgan bir davranış olduğuna göre siz de ona kötü bir model olursunuz ki bu da istenmeyen bir durumdur. Ayrıca, çocuklar öfkeli, gergin ve heyecanlı iken onunla tartışmamak ve fırtınanın dinmesini beklemek suretiyle, ondaki güç ve enerjiyi olumlu şeyleri başarmaya yönelterek olumlu yönde gelişmesini sağlayabilirsiniz. Tabii bu sözle olmaz. Sizler de güç ve enerjinizi olumlu yönde kullanarak ona olumlu yönde örnek olmalısınız. Bütün çabanıza ve aldığınız önlemlere rağmen çocuğunuz saldırgan ve eziyet edici davranışlar göstermeye devam ediyorsa bir uzmana başvurmanızın gerektiğini, bunun da izleyeceğiniz en uygun yol olduğunu düşünüyorum...
Yukarıdaki anlatımım; hem anne, hem de baba içindir. Örnek model olma evde yaşayan tüm bireyleri ilgilendirir. Özellikle babaların şu hususu bilmelerinde yarar var. Yabancı bir ülkede yapılan bir araştırmaya göre çocuklu bir kadın; haftanın 41 saatini çocuk bakımına, 25 saatini işte çalışmaya,(Ülkemizde 40 saat) 6 saatini çamaşır-bulaşığa, 6 saatini ütü yapmaya, 9 saatini temizlik ve toz almaya, 9 saat de yemek yapmaya harcıyor. Ailenin erkek üyeleri bu durum sizlere bir şeyler anlatıyor mu?
Mutlu, huzurlu ve sevgi dolu bir yaşam sürdürmeyi başarmanız dileğiyle.
İsmail KARAYILAN