KISKANÇLIK VE KISKANÇ ÇOCUKLAR

     Günümüz ve geçmişin insan ilişkileri ve olaylarına baktığımız zaman sempati ile baktıklarımızdan daha çok üzüntüyle yaşadığımız yaşam biçimlerini görmekteyiz... İnsan; iyiliğin, güzelliğin, adaletli ve vicdanlı olmanın yalnız insana özgü bir olgu olduğunu düşündüğü zaman; insanlar arsındaki olumsuz ve çelişkili ilişkilere hayret etmemesi mümkün değildir! ... Her ne kadar; öldürme, savaş, intikam, kin, nefret gibi kötülükler bizleri hayrete düşürse de; toplumda insanlar hakkında güzel düşünenlerin de var olduğunu kabul etmek gerekir... Aslında tertemiz bir suyu ne kadar bulandırmak kolaysa, bir insana iftira atmak ve ondan nefret etmek de o kadar kolaydır... Bunca kirlenmişliğe karşın çocuklarımızda bu zararlı duyguların oluşmaması için bu günden bir adım atamaz mıyız?  Elbette önerimiz kolay değil. Büyük oranda sabır, şefkat, özveri ve bilgi gerektirmekte... Sizler zor olanı yapabilirseniz kolay olanı arkadan gelenler zaten yapar...  O halde kıskançlık nedir?

   Kıskançlık; çocukların ve hatta yetişkinlerin, kendi benlikleri ile çevresindeki insanlar arasında olumlu ve dengeli ilişki kurmalarına engel olan ve hatta insanı, yaşanılması zor mutsuz bir duruma düşüren marazi bir duygudur... Bu duyguyu normal düzeyde tutabilmek ise; her bakımdan yararlı olacağı kesindir...  Kıskanç çocuk daima huzursuzluk içindedir. Ne başkalarını severek, ne de sevilerek doygunluk elde edemezler. Günlük yaşamları da çekilmez bir durum haline gelir... (Yetişkinler içinde gerekli analizleri yapmak mümkündür...)

      Kıskançlık, insanın yaradılışıyla beraber gelen bir duygudur. Freud’un üç benliğinden biri olan İD’in bencilliği, doymak bilmeyen arzusu, her şeyin kendine ait olması isteği, ne verirseniz daha fazlasını istemesini hareket noktası olarak alırsak, insanı tatmin etmek ve doyurmak mümkün değildir. O halde, aile ve toplum yaşamını birlikte ve paylaşım içinde yaşanacak şartları taşıyan bir ortama taşımak gerekir... Bu nedenledir ki; çocuk küçük yaşta sahip olduğu şeyleri başkaları ile paylaşmak için hazırlanmalı ve eğitilmelidir... Nitekim, Ünlü Ressam Edward Munch da; “kıskançlık kaybetme korkusu değil, aslında paylaşma korkusudur...” Demektedir...

      Bu konuda çalışan ve kıskançlığı analiz eden kişiler kıskançlığın;  rahatsız edici ve mantık dışı boyutlara varmadığı sürece bir ilişkinin canlı kalmasını sağlayabildiğini ifade etmektedirler... Aksi halde; öfke, nefret hisleri, intikam alma düşünceleri, kendine acıma, üzüntü, can sıkıntısı, keder, küçük düşme, korku ve bunalım gibi karmaşık duyguların bileşkesini benliğinde taşır... Bu da kendini bitkin hissetmesine, sürekli sorular sorarak karşısındakinden sürekli güvence istemeye iter ki, daha ileri boyutta da saldırgan ve şiddete yönelik davranışlar göstermesine neden olur...

     Yetişkinlerde de bu duygu; marazi bir şekilde kendini gösterir ve cinayet işleyecek boyutlara varabilir. Okullarımızda yaşanan olumsuz olaylar ve cinayetlerin altında yatan nedenlerden biri de kıskançlıktır... Aslında; dışarıda rastladığımız bireylerin her birinin kendine ait sebeplerle seçtiği bir yaşam tarzı vardır. Çevremizde gördüğümüz insanları; iç halini bilmeden göründüğü gibi algılamak, kendi durumumuzla karşılaştırmak, küçümsemek veya yüceltmek yanlıştır... En iyisi kendi potansiyelimizi, azami düzeyde kullanarak başarılı olmanın yollarını aramanız gerekir...

      Yeni doğumdan 6 yaşına kadar “benmerkezci” özelliğe sahip çocuğa 3-4 yaşından itibaren paylaşımcı bir alışkanlık verilmediği ve aile fertlerinin de kıskançlık gibi bir hastalığa sahip olması, muhtemelen çocuğunda kıskanç bir duyguya sahip olacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Her insan gibi çocuk da küçük yaşlarda o zamana kadar hep kendisine ait olan bir şeyin başkasına verilmesi veya kısmen kısıtlanarak başka biriyle paylaşmak durumunda bırakılması çocuğu üzer ve kıskançlığa sevk eder. Çünkü çocuk da; henüz paylaşma bakımından duygusal olgunluğa erişememiştir...

     Genellikle kıskançlık; küçük ikinci bir kardeşin dünyaya gelmesiyle ilk çocukta görülse de ilerde küçük yaşta olanda kıskançlık daha fazla olduğu da ileri sürülmektedir. Atalarımız bu konuyu kısa ve özlü şu cümleyle ne güzel ifade etmişler: “Dost edinmeye bak dost, annen de dünyaya getirir düşman...” O güne kadar, ilgi ve sevginin merkezinde bulunan çocuk birden ikinci biriyle karşılaşır. Anne, baba ve çevresinin sevgi ve ilgisini onunla paylaşmak durumunda kalır. Yeni doğan çocuk durumu gereği daha çok ilgi, bakım ve sevgi görür. Bu durum ilk çocuğu üzer, sıkar, öfkelendirir, ondan nefret eder, onu yok etmek isteyebilir... Çocuk bu duruma alıştırılmamış ise; mevcut ortam onun için daha da yıkıcı olur. Burada kıskançlık, çocuğun şiddetle beklediği ilgi şefkat ve sevgi eksikliğine karşı verdiği bir yanıttır... Bu arada anne, baba ve yakınları tarafından bir de “pabucun dama atıldı...” “Tahtından indirildin...” gibi tatsız şaka ve espriler, çocuğu, yeni doğan bebeğe karşı gardını almaya zorlar...

     Bebeğin dünyaya gelmesiyle birlikte çocukta görülebilecek değişiklikleri şöyle sıralayabiliriz:

     Çocuk, o güne kadarki gelişme ve olgunlaşma aşamalarından geriye giderek çocuksu davranışlar göstermeye, annesini emmeye veya beslenmeye, gece onunla yatmaya, altını ıslatarak yeni doğan bebek gibi ihtimam istemeye ve benzeri davranışlar göstermeye başlayabilir...

     Geceleri uykusuzluk sendromu göstererek korktuğunu, üşüdüğü veya terlediğini veya acıktığını belirterek, anne ve babanın rahatsız olması konusunda girişimlerde bulunabilir...

     Daha önce bir takım hizmetlerini kendisi yaptığı halde artık bu hizmetleri anne, baba ve yakınlarından isteyebilir...

     Yeni doğan kardeşine karşı düşmanlık hisleri göstermeye, canını acıtmaya, yatağından düşürmeye, açıkça ona zarar verecek eylemlere girişebilir... Şu örnek bu konuyu en çarpıcı şekilde yansıtmaktadır. Boğmaca olan 5 yaşındaki çocuğa doktoru: “Eğer kız kardeşinin yanında öksürürsen, o da hastalanır ve artık bir daha kız kardeşin olmaz...” Demesi üzerine, çocuk birçok kez kız kardeşinin yüzüne öksürürken yakalanmıştır. (Yavuzer, 1993:102)

Ayrıca, sudan bahanelerle etrafına zarar vermeye, eşyaları kırıp dökmeye, bağırıp çağırarak kızmaya ve ağlamaya başlayabilir. Devamlı huzursuzluk yaratıp ve çevresini de huzursuz edecek hareketlerde bulunabilir...

    Sanatçı Teoman’nın seslendirdiği  “kıskançlık” adlı şarkısında yer alan  “... kıskançlık bu zayıflık anımda, bir aşkın komasında/ Ve aktığında da damarlarımda damarlarımda kıskançlık...” dizeleri, kıskançlığın hangi boyutta insan duygu ve düşüncesini kapladığını göstermektedir...

    Yukarda değinildiği gibi kıskançlığın doğal bir yönseme olduğu ve uygun eğitim önlemleri ile düzeltilebileceğini öncelikle benimsemek gerekir. Şayet böyle düşünülürse; hem bireyi mutsuz kılan, hem de toplumda birçok sorunlara neden olan kıskançlık düzeltilebilir... En azından zararsız hale getirilebilir...

     Kıskançlığın, bireyde kalıcı ve zararlı bir yapıya dönüşmemesi ve normal düzeyde tutulabilmesi için belirli önlemler alınabilir. Şöyle ki:

    *Yeni bir çocuk doğacağı zam çocuklarınızı veya çocuğunuzu bu duruma hazırlamanız gerekir. Şayet sizin odanızda yatıyorsa, onun odasını, bebeğiniz doğumdan çok önce ayırmalısınız. Ona bir kardeşinin olacağı, onun çok zayıf ve güçsüz olduğu için daha çok bakıma ihtiyacının olduğu, kendisinin bu tür bir bakıma, başkalarının onun kadar sevgi ve özenine ihtiyacının olmadığı gururu okşanarak ve uygun ortamlar da yaratılarak anlatmalıdır...

     *Daha önce çocuğunuza karşı takındığınız aşırı koruyucu ve müdahaleci tutumunuz sonucu, yeni kardeşin dünyaya gelmesiyle kendine gösterilen aşırı sevgi ve özeni paylaşmak zorunda kalır. Bu da çocuğun karşılayamayacağı sıkıntı ve sorun yaratır. Bu nedenle başından itibaren eşitlikçi ve demokratik bir tutum içinde ona gösterdiğiniz sevgi ve özeni normal boyutlarda ayarlamanız gerekir...

     *Çocukta kıskançlığı körükleyecek “artık tahtan indin...”  “Pabucun dama atıldı...” Gibi soğuk espriler yapmayınız ve yaptırmayınız...

     *Çocuğun kendine ait battaniye, yatak, giysi ve oyuncak gibi eşyalarını onun istemi dışında alarak bebeğe vermeyiniz. Şayet çok gerekli ise, kendisinin büyüdüğü ve ona bunların küçük geldiği belirtilmek suretiyle ve kendisine yenisi alınmak suretiyle kendisinin vermesi sağlanmalıdır. Bu durum onda büyüklük duygusunu geliştirerek haz duymasını ve mülkiyete saygı göstermesini sağlar. Bu konularda çok hassas davranmanız gerekir... Bu tutum dışında; çocuğunuzun kişiliğine uygun onu incitmeyecek daha değişik yollar bulabilirsiniz...

     *Çocuklar arasında tercih yapmadan, güzellik, çirkinlik, kız, erkek, kuvvetli, zayıf, sağlam, sakat ayırımı gözetmeden eşit şekilde davranmalısınız...

     *Çocuğunuzu, kardeşi veya başkalarıyla kıyaslamayınız. Ancak, kendinin dünü ve bu günkü durumu ile kıyaslama yapabilirsiniz. Bireysel farklılıkların bulunduğu bir gerçek karşısında onu cinsler arasında ayırım gözeterek farklı davranmak, mevcut güç ve yeteneğinin dışında başarı göstermiş biriyle kıyaslamak, onda, kıskançlığı körüklemekten başka bir sonuç doğurmaz...

     *Çocuk, sahip olduğu şeyleri başkalarıyla paylaşabileceği bir ortamda eğitilmelidir. Okul çağında grupla çalışmanın önemi burada ortaya çıkmaktadır. Böylece paylaşmayı öğrendiği gibi, mevcut olanaklardan başkalarının da yararlanma haklarının olduğunu kavrar. Ayrıca, iyi yapılandırılmış grup çalışmaları eleştirel düşünme ve etkileşimi de kuvvetle geliştirmektedir...

     *Çocukta başkalarını kıskanma değil özenme duygusu geliştirmelidir. Karşı tarafın hangi yolu izleyerek o başarıyı veya özenilen durumu yaratığı örneklerle ve onda kendini küçük görme duygusu uyandırmadan anlatmak gerekir. Bu örnek kişileri, daha büyük yaşlardakini seçerek yaparsanız ona, kendini yetiştirebilmesi için zaman da tanımış olursunuz.

     *Kardeşler ve arkadaşlar arasında ilişkiler kurdurmak suretiyle bilgi beceri ve eşya alış verişini yapmalarını sağlayınız. Kendilerine ve çevrelerine zarar vermedikleri sürece kavgalarına karışmayınız...

     *Evde ve yakın çevresindeki kişilerin aynı şekilde davranmasını sağlamaya çalışınız. (Bu durumu yaratmak oldukça zor olsa da...) Siz her şeyin istenen düzeyde gelişmesi için mücadele verirken kız çocuğunuzun yanında komşunuz gelerek oğlunuza; “ o bir kız sen tosun gibi bir erkesin, gel benim kucağıma da seni bir öpeyim...” Şeklinde kıskançlığı körükleyen bir duruma müsaade etmemelisiniz...

     *Çocuğun kıskançlıkla ilgili olumsuz duygularını fark edebilmeleri için okul çağındaysa yazdırarak, okul çağında değilse, resim yaptırmak ve çizgi çizdirmek suretiyle olayı dramatize ettirmek suretiyle davranışının farkına varmasını sağlayınız...

     Tüm bu tutum ve davranışlarınıza, yarattığınız uyumlu ortamlara karşın çocuğunuzda aşırı kıskançlık belirtileri gördüğünüz, kendine ve çevresine zararlı bir durum arz etmeye başladığı zaman çocuğun, bir uzman tarafından incelenmesi ve onun önereceği yolların izlenmesi gerekir...

     Konuyu düşünür ve yazar Gocthc’in şu sözleriyle tamamlayalım. Diyor ki; Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır... Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur... Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur... Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır... Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olmanın sembolü budur...

     Sevgi ve hoşgörü dolu bir dünyada yaşama dileğiyle... 

                                                                                                                                                                       İsmail KARAYILAN

                                                                                                                                                                        ikryln@mynet.com