KONUŞMA BOZUKLUĞU (Kekemelik)
Ailenizde yoksa da çevrenizde kekeme sorunu olan bireylerle karşılaşmış olabilirsiniz. Temennimiz ne ailenizde ne de çevrenizde bu sorunu yaşayan birinin olmamasıdır. Ne şekilde olursa olsun böyle bir sorunu olan çocuğa yardımcı olabilir ve onun tedavisine katkıda bulunabilirsiniz. “Ben bu konunun uzmanı değilim ki! Nasıl katkı sağlayabilirim?” şeklinde itirazda bulunabilirsiniz. Ben de bu alanın uzmanı değilim ama sizlere bir takım bilgiler aktarabiliyor ve çevremde böyle rahatsızlığı olanlara yaklaşımlarımla katkıda bulunuyorum. Nasıl mı? İşte burada sunacağım bir takım bilgilerle, onlara karşı yaklaşımlarınızı düzenleyebilirsiniz. Zaten bu yazıyı sonuna kadar okuyup, biraz da özümsediniz mi benimle aranızda bir fark kalmaz... Biraz araştırma yaparsanız daha fazla bilgiye de sahip olabilirsiniz...
Kekemelik kısaca; konuşmanın akıcılığı ve ritmi ile ilgili iletişim bozukluğu olarak tanımlanabilir. Birey konuşurken ses, hece, sözcük ve cümleleri ifade ederken irkilmesi, duraklaması, uzatması, yinelemesi ve buna eşlik eden bir takım tiki andıran vücut hareketleri ve güvensizlik duygularının da eşlik ettiği rahatsızlık türü olarak da açıklanabilir. Aslında akıcı konuşmada, ritim ve zamanlama oldukça önemlidir. Konuşurken; hız, vurgulama ve duraklamalar, bireyden bireye farklılık gösterse de akıcı konuşmada sözcükler ve sözcük grupları kendiliğinden akar, bireyin düşüncelerini anlatmada büyük oranda etkili olur. İşte kekemelikteki uygun olmayan duraklamalar, tekrar ve benzeri sorunlar konuşmanın doğal akışını etkiler. Çünkü bu durumda bireyin ne konuştuğu değil, nasıl konuştuğu, karşıdakini etkilemeye başlar, böylece onun duygu ve düşünceleri ile istekleri ikinci planda kalır ve kendini anlatamaz. Bunu fark eden bireyin korku ve endişeye kapılması da kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkar. Ancak kekemelik derece ve süreğenlik açısından farklılık gösteren bir sorundur. Bireyin kekemeliği ne kadar ağır olursa olsun, hiçbir kekeme her zaman ve de sürekli olarak kekelemez. Orta düzeyde bir kekeme ancak kullandığı sözcüklerin %10’unda kekeleme gösterir.
Tabii olarak her kekemeliğin belirtisi aynı değildir. Bazı kekemelerde normal dışı ses, hece ve sözcük tekrarı şeklinde görülürken, bazı kekemelerde de sözcükleri bitirmeden bırakma şeklinde görülebilir. Ol-ol-ol olmaz, so-so-so-sosis, be-be-ben gibi... Ya da sesleri olağan dışı uzatma veya patlama derecesinde vurgulamalar, konuşmanın akıcılığı ve ritmini bozar. F f f fındık gibi...
Bu ve benzeri zorlamalar bireyde gerginliğin artmasına, nefesin de engellenmesine neden olur. Bunun sonucu kaş-göz oynatma, başta ani hareketlenme, vücutta istenmeyen hareketler ve jestler gözlenebilir. Ayrıca konuşmada güçlük yaşanırken, cümleye sözcük ve ses ilaveleri yapılabilir, anlatmak istediklerini dolambaçlı yollarla anlatılmaya çalışabilir. Kekeme olan bireyler; hangi sözcük ve sesin kendisi için sorun yaratacağını bilir ve bunları kullanmamak için çeşitli uygun olmayan anlatım yolları tercih edebilir veya susabilir...
Bugün için kekemeliğin nedenleri konusunda ortak bir görüş mevcut değildir. Ayrı görüşe sahip uzmanlar; kendi görüşünü destekleyecek birtakım araştırmaları ileri sürerek çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmektedirler. Bazıları yapısal bir bozukluktan, bazıları öğrenilmiş bir davranış olduğundan ve de çevresel nedenlere bağlı olarak bu durumun oluştuğunu ileri sürmektedirler. Ancak; (bazı tedavi merkezleri hariç) taklit ederek öğrenilmediği konusunda ortak düşünce içindedirler. Aslında kekemeliğin tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmadığı da bir gerçektir. Nedeni ne olursa olsun, önemli olan kekemeliğin devam edip artmasına yol açan etmenler üzerinde durmak bizler için en uygun izlenmesi gereken yol olduğunu düşünmekteyim. Araştırma ve inceleme; bilim adamlarının ve alan uzmanlarının işidir ve bizleri ise o çalışmaların sonuçları ilgilendirmektedir.
Yapılan araştırmalara göre; erkeklerde, kızlara göre 4-5 kat fazla görülen bu rahatsızlığın, dil gelişiminin hızlı olduğu 2-6 yaş arasında ortaya çıktığı ifade edilmekte ise de bazen ilköğretim çağında veya nadiren yetişkinlikte de ortaya çıktığı vakalar mevcuttur. Unutulmaması gereken bir husus da; birçok çocuğun dil ve konuşma gelişiminin yoğun olarak yaşandığı dönemlerde kekemelik yaşadıkları ve sürekli hale gelmeden bu sınırdan döndükleri, bunun dil gelişiminin doğal bir sonucu olduğu, bu durumlarda çocuğun kekeme olarak adlandırılmasının “yanlış” olduğu gerçeğidir. Genellikle çocukların; heyecanlandığında, endişelendiğinde, aşırı yorgun olduklarında veya acele ettiklerinde kekemelik gösterdiği, kekeme ise de düzeyinin artığı bilinmektedir. Aslında böyle zamanlarda hepimizin konuşma akıcılığı bozulmaktadır! Böyle bir durumla karşılaşan ailelerin ve çevresindeki kişilerin tek takınacağı tutum ona düzeltme konusunda baskı yapmadan, kendi konuşması üzerine dikkatini çekmeden, sabırla dinlemeleri, tedavi edildiği takdirde zamanla düzeleceğini bilmeleri yeterlidir. Zaten kekemeliğin sürekli olmadığı zamanlar da vardır. Örneğin; şarkı söylerken, kendi kendine ya da bir hayvanla konuşurken, oyun oynarken veya iletişimle ilgili bir kaygı taşımadığı zamanlarda akıcı konuşabilirler...
Aslında çocuğunuzda kekemelik belirtisi gördüğünüz zaman İlinizde bulunan Rehberlik ve Araştırma Merkezine veya bir alan uzmanına başvurmanız izleyeceğiniz en sağlıklı yoldur. Alan uzmanından aldığınız öneriler doğrultusunda çalışmaya başladığınız zaman ise; edişe ve kaygıya kapılmadan, kınama ve tehditte bulunmadan, akıcı olmayan seslendirmeler üzerinde durmadan, takıldığı yeri tamamlamadan, zorlandığı sözcüğü kullanmasını önlemeden, yapabileceklerinin üstünde beklentiye girmeden, yapabildiklerini de engellemeden davranabilirseniz, çocuğunuza en büyük iyiliği yapmış olursunuz. Çevrenizdekileri ve çocuğun ilişkide olduğu kişileri olanaklar çerçevesinde bilinçlendirmeyi de ihmal etmemelisiniz. Çocuğunuza acımanız, akıcı konuşamadığı için konuşmasını keserek, yeniden başlamasını söylemeniz, onu suçlayarak tehditte bulunmanız gibi olumsuz tutumlar ona tahmin edemeyeceğiniz kadar zarar verir. Bu durumun anlaşılabilir ve çözümlenebilir bir şey olduğu inancı geliştirmesine yardımcı olabilirsiniz. Çocuğa vereceğiniz mesaj daima pozitif yönde olmalı ve herkesin birçok konuda hata yapabileceğini ve bunun öğrenmenin bir parçası olduğu düşüncesi verilmeye çalışılmalıdır. Özrünün farkına vararak üstesinden gelmek için istekli hale getirilmesi ve rahat konuşma ortamları sağlanması çok önemlidir. Hele de çocuğunuz kekelemeye yeni başlamış ise, terapiden olumlu sonuç alma şansı oldukça yüksektir. Önemli olan konuşma terapilerine erken başlamaktır...
Her şeye rağmen çocuğunuz bazı kelimeleri ve sesleri ifade ederken oldukça sıkıntı çekebilir. Böyle durumlarda bir şeyler söyleme gereksinimi duyabilirsiniz. Konuşmaya başladığı zaman normal konuşuyormuş gibi konuşması bitinceye kadar dikkatle dinlemelisiniz. Konuşmasını tamamladıktan sonra yukarda belirtilen hususlara dikkat ederek ve biraz da gülümseyerek “bu kelime seni biraz uğraştırdı”, “bazen zor oluyor değil mi?” Gibi cümleler kullanarak onun çabasını fark ettiğinizi hissettirebilir ve onda güven duygusu geliştirebilirsiniz. Yaşadığı konuşma güçlüğü hakkında onun duygularını paylaşmaktan çekinmeyiniz. Herkesin bazı konularda güçlüğünün olabileceğini yumuşak bir dille çevresinden uzak olanlardan örnekler de vererek anlatabilirsiniz. O konuşurken şefkat ve sevginizin ona yansımasını sağlayarak ve gözlerinin içine bakmak suretiyle sıcak bir ortam oluşturabilirsiniz. Telaşlanmadan ve paniğe kapılmadan sosyal etkinlikler içinde bulunmasını sağlayabilir ve önceden kendisini o ortama hazırlayabilirsiniz. Evde yaşanabilecek bir huzursuzluğun ise çocuğun kekemelini artıracağını da unutmamalısınız...
Kekemelik tedavi edilmediği zaman çocukların sosyal ortamlardan kaçmalarına neden olmakta ve onda kaygı ve üzüntü yaratmaktadır. Kekemelik davranış düzenlemesi, nefes alıştırmaları, gevşeme teknikleri ve konuşma terapisi ile tedavi edilmektedir. Alanın uzmanları; kekemeliğin ailelerin anlayış ve sabrı ile tedavi edilebileceğini belirtikten sonra yukarda da değindiğimiz gibi ailelere bir takım önerilerde bulunmaktadırlar. Şöyle ki:
*İrkilme, tutulma, tekrar ve uzatma şeklindeki hafif konuşma özürleri kekemelik olarak adlandırılmamalı ve çocuğun kendisini “kekeme” olarak görmesi engellenerek bu devre atlatılmaya çalışılmalıdır.
*Çocuk kekelerken aşırı titizlik gösterilmeden sakin bir şekilde konuşması dinlenmeli, ona zaman tanıyarak konuşmasına karışılmamalı, endişeye kapılmadan dudaklarına değil gözlerine bakılmak suretiyle telaşa kapılmasının önüne geçilmelidir.
*Çocuğa alaycı bir şekilde yaklaşım gösterilmemeli, bu bağlamda şakalar yapılmamalı, emir niteliğinde konuşmalardan kaçınılmalıdır.
*Çocuğa sevgi ve şefkatle içten ilgi gösterilmeli, en rahat ve sakin konuşabildiği ortamlar sağlanmalıdır.
*Çocuğun yorgun ve heyecanlı olduğu zamanlarda ondan hızlı konuşması istenmemeli, yavaş konuşması için zemin hazırlanmalı, sinirlenmesine zemin hazırlanmamalı ve gergin hava yaratılmamalı, kekemeliği oluşturan etmenler ortadan kaldırılmalıdır.
*Kedisini incelemesi suretiyle kekemelik hakkında bilgi edinmesi sağlanmalı, “yapamam” düşüncesinden kurtarılarak “yapabilirim” anlayışını geliştirmesi için zemin hazırlanmalıdır.
*Kekemeliğin ilaç tedavisi yoktur. Sizin yapmanız gereken tedaviye erken başlamak olmalıdır.
*Kekeme çocuklar konuşmaktan kaçındıkları için bazen başarısız gibi algılanabilirler. Zihinsel gelişim açısından diğerlerinden hiçbir farkının olmadığı bilinmelidir.
*Çocuğu ailesinden daha iyi tanıyan ve çocuk üzerinde daha etkili olabilecek hiç kimse olmadığı için böyle bir durumda bir uzmana danışarak kekemeliğin nedenini araştırmalı ve çocuğuna yaklaşımını ona göre ayarlamalıdır.
*Ailenin katılımı olmadan tedavinin mümkün olmadığı bilinmelidir...
Sevgi, şefkat ve hoşgörünün hakim olduğu bir aile birlikteliğine sahip olmanız dileğiyle...
İsmail KARAYILAN