EŞ VE ANNEYİM... KÖLE Mİ? ASLA!
Çevremizde gördüğümüz eli öpülesi annelere şöyle bir soru sorsak acaba nasıl bir yanıt alırız diye düşünüyorum. Önce bir eş, sonra da anne olmaya kim karar verdi? Sizin için çocuk sahibi olmanın anlamı nedir? Yaşamınızı daha anlamlı hale mi getirecek? Elbette; eylemin içinde olan kişiler, eylemin dışında olanların beklediği yanıtı vermeyeceklerdir... Zaten, içinde bulunulan duruma göre “doğru” olan da bireyden bireye değişir. Çünkü algılamamız ve bakış açılarımız arasında farklılıklar vardır. Dünyada binlerce kadın da, anne olmaya talip olmuş ve bu rolü kendince oynamaya çalışmaktadır... Zor bir oyun ama tercihini bu yönde kullanmış ve başrol oynamaya talip olmuş. Bu rolü öyle bir oynaması gerekir ki; başarılı olsun ve yapıtından kendisi de, içinde yaşadığı toplum da yararlansın. Bizlere düşen; o rolünü oynarken ona bazı önerilerde bulunarak bakış açısını genişletmekten ibarettir. Tabii, uygulamak yine de kendisine aittir. Kendisi bilir...
Aslında annelik rolü oldukça zor oynan, birçok değişkenleri de bünyesinde barındıran bir roldür. Fakat başarıldığı zaman da en çok pirim toplayan ayrıcalıklı bir rol olma özelliği taşır... Çünkü; bu toplumda önce eş, sonra yuva düzenleyicisi ve organizatörü, daha sonra çalışan kadın, nihayetinde anne olma gibi titizlikle yürütülmesi gereken görevleri bünyesinde barındıran bu kadar “zor bir meslek” yoktur... Demek ki bu oyunun başrol oyuncusu sizsiniz! Bu oyunda oynamaya talip olmuşsunuz, fakat görev ve sorumlulukları ise siz belirlemiyorsunuz. Ayrıca içinde yaşadığınız toplum; sizin bu rolü en iyi şekilde oynamanız için herhangi bir hazırlık yapmadığı gibi, çevreniz, beklenti içinde olan birçok birey ve gruplarla çevrili... Öyleyse, bunları karşılamak zorundasınız ve siz size ait olmaktan uzaklaşmış bir konuma sahipsiniz. S. D. Beauvoir’in bir sözü durumu çok açıklıkla ifade etmektedir: “Kadınlar, tüm insanlık için yaşamak zorundadırlar. Oysa erkekler kendileri için yaşarlar.” Kişisel olarak bu düşünceye katılmasam da gerçeğe yakın bir durum gibi görünüyor... Sizler ne dersiniz?
Bu durumda anneler ne yapmalı? Şeklinde bir soruyu buraya taşıyacak olursak... Eğer anneler biraz zorlayarak da olsa kendilerine bir hareket alanı yaratmazlarsa nefes alacak zamanları yok demektir... Önemli olan; kendinizi değiştirebilir ve geliştirebilirseniz, potansiyelinizi daha iyi kullanır, aile bireylerini de devreye sokabilir, onları “yardımcı oyuncu” yapabilirsiniz. Sizin öncelikle değişmeye karar vermeniz gerekir. Kendi kendinize şöyle bir soru sorabilirsiniz. Yaşadığım durumdan memnun muyum? Ailemin, iş yerimin ve çevremin beklentilerini karşılayabiliyor muyum? Onlar, benim beklentilerimi hangi düzeyde karşılayabiliyorlar? Bu sorulara ayrıntılı cevaplar verir ve bunları maddeler halinde yazarsanız neleri ne şekilde değiştirebileceğinize daha iyi ve isabetli karar verebilirsiniz. Böylece birçok seçeneği değerlendirme olanağı bulabilirsiniz. Yine de siz bilirsiniz... Yaşam sizin yaşamınız!
Yaşam, insana sunulmuş bir “ödül” gibidir. Kimi bu ödülü kullanır, kimi de kullanmadan kaldırıp çöpe atar. Siz öncelikle kendinizi tanıyın, düşünceleriniz, duygularınız ve beklentilerinize bakın... Gelecekten ne bekliyorsunuz, bu konudaki görüşünüz nedir? Geleceğe ait korkularınız var mı? Kendinizi rahat hissetmediğiniz ortamlar hangileridir? Gibi sorularla, bugününüzü ve geleceğinizi irdelemelisiniz... Bunu kendiniz için yapmalısınız. Böylece kendinizde var olan umutsuzluğu umuda, karamsarlığı iyimserliğe, hüznü neşe ve sevince, öfke ve kızgınlığı ilgi ve şefkate, kıskançlığı işbirliği ve paylaşıma dönüştürecek düşünceye sahip olabilir ve neleri değiştirmeniz gerektiğine karar verebilirsiniz. Çünkü, sağlıklı bir birliktelikte “sevgi” egemendir ve “ezilen” taraf yoktur. Sizin de eşiniz ve çocuklarınıza karşı aşırı bir sevginiz vardır ama bu duygunuz ezilmenizi gerektirmez. Tüm yazılarımda; çocuğunuza karşı sevgi ve şefkate dayanan bir tutum sergilemeniz önerilmiş ise de, durumun, sizin için eziyete dönüşmesi hiçbir zaman kabul edilemez... Siz sağlıklı, mutlu ve beklentileri karşılanmış olarak doyuma ulaşacaksınız ki çevrenizdekilere bu pozitif enerjiyi yansıtabilesiniz. Eğer ailede sevgi varsa; eşler arasında paylaşım ve işbirliği vardır, destek vardır... Sevginin egemen olduğu ailelerde güçlükler daha kolay aşılır, sevgi yoksa yoktan sorunlar da yaratılır... Evin perdelerini değiştirmeyi erteleyebilirsiniz ama sevgiyi ailenize egemen kılmayı ertelemeyin ve bütün çabanızı bunun için harcayınız...
Elbette çocuk sahibi olmanın en önemli nedeni, ona dünyada var olma fırsatı yaratmaktır... Başka bir deyişle ona yaşam deneyimi kazanma fırsatı vermek içindir. Tabii eşinizi kendinize bağlamak, başarısız bir evliliği kurtarmak ya da yaşlılığınızda size bakması için değildir her halde! Bizim toplumuzda çocuk çok sevilir. Ancak bu sevgi sağlıklı bir düzeyde olursa çocuğa yarar sağlar. Aşırısı; ona daima zarar verir ki onun bağımsızlık ve kendine güven duygusunu geliştirmesine engel olur. Bazen ülkemizde çocuğa; yatırım aracı olarak da değer verildiği görülür. Şöyle ki: “Ben seni dünyaya getirerek büyütüyorum ama sen de bunun karşılığını ödeyeceksin! Söylediğimi yapacaksın, sözümden çıkmayacaksın, benim istediğim gibi olacaksın ve yaşlandığımda bana bakacaksın...” Bu durum onun geleceğine “ipotek” koyma anlamına gelir ki özgür birey olması mümkün değildir. Siz ancak eşinizle bir bütün olabilir ve birlikteliğinizi sağlıklı bir şekilde oluşturabilir, yaşamınızın sonuna kadar mutluğu taşıyabilirsiniz. Çocuktan beklentiniz; onun yaşamı süresince başarılı olması için çaba göstermeniz ve iyi dileklerde bulunmanızdan ibarettir. Bunu, ileriye yönelik olarak kendinizi hazırlamanız ve üzülmemeniz için söylüyorum... Aslında diğer yazılarımda da belirttiğim gibi; anne baba olmayı ancak anne-baba olduktan sonra öğreniyoruz ve kaçınılmaz hatalarımızla da çocuklar zarar veriyoruz. Özellikle anneler; çocuk yetiştirmede terazinin kefesi sizden tarafa ağır basıyor. Şu söz bunu açıkça anlatmıyor mu? “Anne olmak kolay değildir, kolay olsaydı babalar yapardı...”
Ailede herkese mutluluk, başarı ve gelişme sağlamak için karşılıklı olarak kendi ve diğerlerinin duygularını tanımaktan ve o duyguları ifade edebilmek suretiyle paylaşmaktan geçer. Bu duygu ve istem paylamışını; isteminiz çerçevesinde ve severek yapmanız çok önemlidir. Ancak başkasını mutlu etmek için, sıkıntıya katlanma ve istemeden yapma size mutluluk değil rahatsızlık verir. Bundan kurtulmanızın yolu da; her zaman “iyi” demeleri için her şeye “evet” demek değil, sizi huzursuz edebilecek beklentilere “hayır” demesini öğrenmenizden geçer. Herkesi memnun etmek zorunda olmadığınızı, kendi istek ve arzularınızı gerçekleştirmeniz gerektiğini bilmeniz, herkesi memnun etmenin sonunun olmadığını kavramanız, sizleri saygın bir kişi haline getireceğini de unutmamalısınız...
Burada sizlere küçük bir öneride bulunabilir miyim? “Evet” dediğinizi düşünerek diyorum ki; başkaları sizden bir takım şeyler istemeden, onlar için bir şeyler yapmayınız... Bir şeyler istediklerinde de; öncelikle, siz bunu yapmak istiyor musunuz? Kendisi yapamaz mı? Başka birine yaptıramaz mı? Yanıtlarını aldıktan sonra “evet” veya “hayır” diyebilmelisiniz. Karar verme durumunda olduğunuz her durum ve ortamda kendinize; “Benim için en iyisi hangisi?” avantaj ve dezavantajlarını değerlendirerek karar vermelisiniz. Başkaları için değil, kendiniz için daha fazlasını yapmaya gayret etmelisiniz. Açıkçası sizi mutlu etmeyecek durumlarda “hayır” deme hakkına sahip olduğunuzun bilincine varmalısınız. Bu “bencillik” değil, ailenizin mutluluğu içindir...
Çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde büyütüp geliştirebilmek için yaşamınızda kendinize ait bir yer açın ve kendiniz için bir şeyler yapın diyorum... Yanlış mı düşünüyorum ne dersiniz? Sizin; “alışılmış görüşünüzü değiştirme”, “beni ilgilendirmiyor deyebilme”, “hata yapma ve sorumluğunu alabilme”, “davranışınız hakkında açıklama yapmama” gibi birçok hakkınızın olduğunu düşünüyorum... Haklarınızı kullanıp kullanmama kararı da sizin hakkınız... Öncelikle yaşamınızı, eşiniz ve çocuğunuza mı göre düzenliyorsunuz? Yoksa kendi isteklerinizi de dikkate alarak uzlaşma mı sağlıyorsunuz? Kısaca yaşamınızın kontrolü kimde? Düşünün bakalım... Sakın bunları evde huzursuzluk yaratınız diye ifade etmiyorum. Değişmesini istediğiniz durumları irdeleyerek ve uzlaşı sağlayarak daha da mutlu bir yaşam sürmeniz içindir. Bunca stres içinde kimseyi memnun edemezsiniz... Yükünüzün ağırlığı altında ezilip başarısızlık yaşamaktansa, aile bireylerinin katılımını sağlayarak bu görevi daha verimli sürdürmeniz için ufkunuzu açmak için dile getiriyorum... Oysa, kandın kaybederse geriye kazananın olmadığı bir aile ve hatta toplum karşımıza çıkar!
İsterseniz kadının, ev sorumluluklarını birçok eksiğiyle basitçe yazmaya çalışalım: İş yerindeki işleri ve sorumlulukları hariç... Yemek yapma, evin temizliğini ve düzenini sağlama, çamaşır-ütü-bulaşık gibi işleri yürütme, çocuğun bakım-beslenme-sağlık-eğitim gibi gereksinmelerini karşılama, alış-verişe katılma ve eksikleri belirleme, bütçeyi ayarlama, konukları kabul etme, akrabalarla ilgilenme gibi en yıpratıcı işler kadına aittir anlayışının egemen olduğu bir toplumda, yanlış bir değerlendirme var ve birçok ailede de böyle uygulanmakta... Söyler misiniz? Adalet, hakkaniyet ve denge bunun neresinde... Sakın ola ki bu kadar işin arasına, bir de tartışmayı sıkıştırmayınız...
Elbette bu yazıyı sadece kadınlar okusun diye yazmadım. Erkeklerin ve gelişimin belli aşamasına gelmiş çocukların bu durumu değerlendirerek; mutlu olmaları ve mutlu etmeleri için durumdan vazife çıkararak bazı kararlar alacaklarına, alışılmışın dışında bazı değişimler yapacaklarına inandığım içindir... “Sana söylüyorum kızım, sen anla gelinim.” Ata sözünde olduğu gibi...
Dengeli ve mutlu bir aile ortamında yaşamanız dileğiyle...
İsmail KARAYILAN