ÇOCUĞU TANIMADAN EĞİTEBİLİR MİSİNİZ?

 

      İnsan beyninin biyolojik yapısından da anlaşılacağı gibi üç farklı bölümün olduğu ve bunların uyum içinde çalıştığı bilinmektedir. Bunlar; arka beyin (reptilian), orta beyin (limbik sistem) ve ön beyin (neo-korteks). Çocukta arka beyin fiziksel potansiyelini, orta beyin duygusal potansiyelini, ön beyin de zihinsel potansiyelini göstermektedir. Burada beynin bu bölümlerinin işlevinin ne olduğunu ve bunlardan birinin baskın olması durumunda bireyde ne tür durumların ön plana çıktığı ve etkilerinin neler olduğu üzerinde duracağız.

     Fiziksel potansiyeli baskın(başat) olan birey; özellikle bir gruba ait olma durumunu yansıtır ve gerçekçi bir davranış sergiler. Bunlarda, bilgiyi toplama ve uygulamaya koyma uzun zaman alır. Emin olmadan ve güvenmeden hareket etmez. Ayaklarını yere daima sağlam basmak ister. Detaya ait çok bilgiye ihtiyaç duyar ve gerçek çözümler üretmeye, garantili sistemler geliştirmeye, kararlı ve detaylı işleri hayata geçirmeye yatkın insandır. Grup çalışması onlar için olmasa olmazlardandır.

     Duygusal potansiyeli ön plana çıkan birey ise; iyi kalpli hoş sohbet insan olup, içten geldiği gibi ani eyleme geçen bir durum sergiler. Deneme yanılma yoluyla öğrenir. Önsezileri,  empati (duygudaşlık) yeteneği gelişmiş ve olayları ilişkilendirmede, kurgulamada güçlüdür. Bunlara sınama yanılma fırsatları verilmelidir. Yetki ve sorumluluk dağıtımında zorlanır, bulunduğu ortama da sevgi ve şefkat katar.

     Zihinsel potansiyeli ön planda olan bireyin davranışlarında tarafsızlık ve objektiflik ön plana çıkar. Seçici ve yalnız çalışmayı sever. Akılcı düşünerek planlama ve bu doğrultuda da yönlendirme yapar. Geleceği, hiçbir ayrıntıyı atlamadan planlar. Hislerini anlatmakta zorlanır ve koyulan kurallara da uyulmasını ister.

     Her çocukta bu üç potansiyelden biri baskındır. Bu nedenle de her çocuk kendine özgüdür ve özeldir. Kardeşler arasında dahi büyük farklılıklar vardır. Ayrıca, bu potansiyellerin kendi içinde derinliği, genişliği ve baskınlığı da farklılık gösterir. Bu nedenledir ki çocukları bir biriyle karıştırmamak ve kıyaslamamak gerekir. Ayrıca bu potansiyeller zeka ölçüsü de değildir.

     Günümüzde; “çoklu zeka” teorisinden bahsedilmekte, programlar ve öğretim yöntemleri de bu çerçevede düzenlenmeye çalışılmaktadır. Ayrıca, bu zeka türlerinin topluca bir insanda bulunamayacağından söz edilmektedir. İşte bu zeka türlerini düşündüğümüzde; fiziksel potansiyeli baskın çocukta, doğaya dönük, mekansal ve kinestetik zekanın(hareketlerle, jest ve mimiklerle kendini ifade etme, beyin ve vücut koordinasyonunu etkili bir biçimde kullanabilme-doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve yaradılışları üzerinde düşünme, boşluğu zihninde canlandırma gibi...) Duygusal potansiyeli baskın çocukta ise; sosyal, sözel, ritmik ve duygusal zekanın(insan ilişkilerinde başarılı, grupla çalışmaya yatkın, düşüncelerini dili iyi kullanarak yansıtır, kendi duygu ve düşüncelerinin farkında), zihinsel potansiyeli baskın çocukta da matematiksel zekanın(neden sonuç ilişkisi kurar,sınıflama, sıralama, soyut sembollerle çalışma, problem çözme) mevcut olduğundan bahsedilebilir. Yalnız, bir zeka türünün mevcut olduğundan bahsedilen çocukta diğer zeka türleri de yoktur anlamı çıkarılmamalıdır. Burada bahsi geçen bütün zekalar geliştirilip güçlendirilebilir, aynı derecede değerlendirilmelidir.

     Yukarda bahsettiğimiz baskın olan potansiyelleri çocuğun gelişim evrelerindeki durumunu irdeleyecek olursak; fiziksel potansiyelin 0-8 yaş arasında, duygusal potansiyelin 9-12 yaş arasında, zihinsel potansiyele geçişin 13-18 yaş arasında, zihinsel potansiyelin de 18-23 yaş arasında ağırlıklı olarak geliştiği dönemlerdir. Yalnız buradan biri bitiyor ve diğeri başlıyor anlamı da çıkarılmamalıdır.

      Yukarda yapılan açıklamalar ışığında çocuğunuzun hangi baskın potansiyele sahip olduğunu anlamanız için onu oyun oynarken yakından izlemeniz size bazı ipuçları verecek; ona uygun gelişim programı hazırlamanıza ve çocuğa yaklaşımlarınıza yardımcı olacaktır.

     Zihinsel kapasitesi baskın olan çocuğun; oynarken belirli bir noktaya odaklandığını ve bu durumda uzun süre oynadığını, müdahalede bulunulduğu zaman isyan ettiğini gözlemleyebilirsiniz. Ayrıca, yaptığı resim ve yapılarda da belirli bir sistem bulunmakta, dağınıklığa müsaade etmemektedir. Cisimler arasında belirli ve sistemli aralıklar bırakarak düzeni sağlamaya çalışır.

     Duygusal kapasitesi baskın olan çocuk ise; bir oyun oynarken sonuna yaklaşmış olsa dahi değişiklikler yaparak yeni durumlar yaratır. Çocuk deneme yanılma yoluyla öğrendiği için sürekli oyun materyallerinin yerlerini değiştirir ve daha güzel olanı yakalamaya çalışır. Oyunun veya yaptığı işin görünümü kadar işlevselliğine de önem verir. Ayrıca, insanlar arası etkileşim ve iletişim güçlüdür. Şayet çevresiyle etkileşim sağlayamazsa öğrenmede güçlük çeker. Ailesi ve arkadaşları tarafından beğenilmesi çok önemlidir. Bu yaklaşımdaki çocuğa sahip olan ailelerin onunla sıkı iletişim içinde olmaları ve arkadaş grubu oluşturabilmesi için zeminler hazırlanması gerekir. Yalnız kurduğu iletişimin hangi düzeyde olduğuna da (kaygı, nefret, endişe, öfke, sevgi gibi...) dikkat etmek gerekir.

     Fiziksel kapasitesi baskın olan çocuk ise; yapacağı işler veya ödevler için uzun zaman harcar. Eyleme geçmeden önce zihninde strateji belirler ve sonra harekete geçer. Çünkü her bir parçanın birbirini tamamlaması ve örtüşmesi gerekir. Resim yaparken de sadece gördüğünü çizer. Hayale dayanan nesnelere yer vermez. Ayrıntılar çocuk için çok önemlidir. Resimde boşluğa yer vermez her boşluğu tamamlayıcı nesnelerle doldurur ve bütünü oluşturmada mahirdir.

      Çocuk yetişkinlik dönemine geldiği zaman gelişimini tamamlar; fiziksel, duygusal ve zihinsel potansiyellerinden biri baskın duruma geçer ve çocuk bu potansiyel gücünün öne çıktığı bir yaşam biçimi sergiler. Daha öncede değindiğimiz gibi bu fonksiyonlar kesin çizgilerle bir birinde ayrılmış değildir. Her yetişkinde bunların etkileri görülür ve yaşamda işlevini sürdürür. Ancak, derinliği, genişliği ve gelişmişliği farklılık gösterir. Ancak, çocuğun gelişim dönemlerinde arka, orta ve ön beynin gelişimine bağlı olarak öncelikle fiziksel, sonra duygusal ve daha sora da zihinsel fonksiyonlarının gelişimi tamamlanır. İşte burada ailelere ışık tutması açısından kısaca bu dönemlere değinecek ve dikkat etmeleri gereken hususları açıklayacağız.

     Fiziksel potansiyelin ağırlıklı olarak geliştiği dönem 0-8 yaş arasını kapsar. Beyin, nöral gelişim evresini tamamlayamadığı için uyum güçlüğü çeker, fakat, dokunma hissi oldukça gelişmiştir. Dokunma hissi ile çevresini ve kendisini tanımaya çalıştığı için her yere dokunur ve karıştırır. Öğrenmesi de bu kanalla olur. Sevgi ve şefkat dolu dokunmalar onun, aidiyet ve güven duygusu kazanmasını sağlar. Sevgi gösteren ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayanlara karşı aşırı sevgi duyar. Beş duyusuna hitap eden bilgileri öğrenir. Bu dönemdeki edinimleri ileriki dönemlerin alt yapısını oluşturur. Hayali korkutmaları dahi somutmuş gibi algılar ve beynine kaydeder. Bu korkular ileriki yaşlarda patolojik durumlar yaratabilir. Benmerkezci bir özelliğe sahip olan çocuk, bu özelliğinden dolayı özgüvenini kazanmaya çalışır. Emzirme onun hem fiziksel ihtiyacını giderir, hem de dokunma suretiyle doya doya sevgi, şefkat ve ilgi görmenin hazzını yaşatır. Çocuk çevresini keşfetme, araştırma, tanıma ve öğrenme amacı ile atar, tutar, kırar, tırmanır ve atlar. Bu hareketli tavrı zaman zaman anne babayı korkutur. Bu nedenle evin onun bu özelliğine göre düzenlenmesi gerekir. Onun özgürlüğü, ona uygun bir ortam düzenlenerek sağlanabilir. Çocuk dört yaşına geldi mi girişimciliğin ve atılganlığın doruk notasına gelmiştir. Bu dönemindeki aşırı kısıtlama ve korkutmalar onda girişimcilik ruhunu pasifleştirir. Çocuk, beş duyusuyla öğrendiği için daima gruplara katılmasını sağlamalı, gezdirmeli ve daha çok şeyler görmesi için fırsatlar yaratılmalıdır. Psikolog Piaget’in dediği gibi “Çocuk ne kadar çok şey görür ve duyarsa, o kadar çok görmek ve duymak isteyecektir.” Çocuk birçok şeyi taklit yoluyla öğrendiği için ona doğru modeller, örnek davranışlar, zengin tecrübeler sunmak gerekir. Nasihat ona bir şey kazandırmaz. Onunla daima açık iletişim kurmak gerekir. Bu dönemde yapılmayacak tek husus “fiziksel tehdit ve korkutma”, “kötü modeller ve davranışlar”, “çevresini keşfetmesini engelleme” olarak sayabiliriz.

     Duygusal potansiyelin ağırlıklı olarak geliştiği dönem 9-12 yaş arasını kapsar. Beyindeki limbik sistemin daha aktif olduğu dönemdir. Kendinin ve başkalarının hislerini çözümleme ve fark etmeye başlar. Artık benmerkezcilikten çıkmış ölçülü, adaletli, sevgi ve şefkat dolu bir çocuk gelmiştir. Bu nedenle, ilişki ve bağlantılar kurabilir, bir gruba ait olma işlevlerini yerine getirebilir. Çünkü, canlılar yakından tanımış, bir canlının doğduğu, büyüdüğü ve yaşlanarak öldüğünü kavramıştır. Bu gerçek karşısında acizlik ve çaresizliğin ne anlama geldiğini anlamış, bu durum başkalarına karşı şefkat ve yakınlık duymasını sağlamıştır. Bu ediniminden yararlanarak ona; hakları ve yaşam sınırları ile başkalarına zarar vermeme alışkanlıkları kazandırılmalıdır. Olmasa çok iyi olacak ama o artık çevresindeki insanlarda ikiyüzlülüğü, yalancılığı, aldatmaları görmekte ve kendini bunlardan koruyabilmesi için destek ihtiyaç duymaktadır. Aileler bunun için gerekli önlemleri almalıdır. Tabii olarak o da çevresinde ve grupta kabul görebilmek için kurnazlıklara başvurur, aksi durumlarda klikleşmeler oluşturur. Aileler çocuklarına adil, yardımlaşmayı seven, dürüst, esnek ve makul çocuklarla arkadaşlık yapmaları için zeminler hazırlaması gerekir. Çünkü, onlar için topluluk, ekip, arkadaşlık ve toplu yaşam çok önemlidir. İş birliği ve takım şuuru bu dönemde kazanılır. Örneğin, 1093 buluş geçekleştiren Edison’a “ne kadar üretken bir insansınız...” dediklerinde; verdiği cevap oldukça ilginçtir. “Hayır, ben üretken değilim. Sadece grupla verimli çalışma tekniklerimi geliştirdim...”demiştir. Bu nedenledir ki “ekip ruhu” bu dönemde kazandırılmalıdır. Bu dönemde, kayırmacılığa asla tahammül edemez. Ayrıca, güven ve itimat duygusu da bu dönemde kazandırılmalıdır. İlham ve iyi modellere ihtiyaçları vardır. Efsanelere ve olağan üstü olaylara ilgi duyar. Bu nedenle anlatılan efsaneler, hikayeler, masallar amaçlara yardımcı olacak türde olmalıdır. Temel duyguların (yalnızlık, incinme, sevgi, neşe, öfke, hayal kırıklığı, aşağılanma, utanç gibi...) sağlıklı gelişmesi için ortamların iyi düzenlenmesi ve ilişkilerin bu doğrultuda yürütülmesi gerekir. Çocuğun; hissetmesi, düşünmesi, uygun olanı seçmesi ve göstermesine fırsat verilmelidir. Asla! aşağılama, kırma, küçük görme gibi bir tutum sergilenmemelidir...

     Zihinsel potansiyele geçiş dönemi ise; 13-18 yaş arasını kapsamaktadır. Çocuk gelişiminde orta beyinle ön beynin bağlantı kurduğu bir devredir. Benlik ve özgür iradenin ortaya konduğu bir dönemdir. Bu dönemde, çocuk kendi kararlarını kendisinin vermesini, başkalarından farklı olduğuna inandığı için de kimsenin kendisine karışmasını istemez. Ailesinin onu dünyaya getirdiği için memnu olduğunu duymak ister. Sizi üzecek bir takım davranışları karşısında; “seni dünyaya getirdiğime bin pişmanım” gibi... Yakınmalar kullanmamak ve bireyselliğini desteklemek gerekir. Anne babanın dediğini değil kendinin iç sesini dinler. Geleceğini sürekli düşünür ve beklentilerini sürekli sorgular. Kendini, yalnız yaşıtlarının anlayabileceğini ifade eder, aslında, stresli bir yaşamı da vardır. Bireyselliğine ve farklılığına saygı gösterildiği sürece o da farklı davranacaktır. Kendine ait bir mekana da sahip olursa geleceğini kurgulamakta başarılı olur. Tek başıma ayakta durabilirim iddiasını hiçbir zaman terk etmez, inceleme ve araştırmasına devam eder. Arkadaşları onun için çok önemlidir. Bu döneminde, ders başarısında da hafif bir düşmede olabilir. Artık, gencin sorumluluğu ölçüsünde özgürlüğü, özgürlüğü ölçüsünde de sorumluluğu olmalıdır. Bu iki değer kendisine anlatılmalı ve benimsetilmelidir.

     Zihinsel potansiyelin ağırlıklı olarak geliştiği dönem 18-23 yaşları arasını kapsar.  Çocuk, farklıkları algıladığı ve değişik durumları değerlendirdiği bu dönemde; fiziksel, duygusal, zihinsel geçiş dönemlerindeki edinimlerin etkilerinin de görüldüğü yetişmiş bir insan olarak karşımıza çıkmaktadır. Artık, sahip olduğu güçler ortaya çıkmış sorabileceği en ciddi soruları sorar hale gelmiştir.. Ancak O, sorularına tatmin edici cevaplar alabildiği, yaptığı araştırmalara yardımcı olunduğu, tolumda ve evrende olup bitenleri kavradığı zaman mutlu bir insan olur. Mantığı gelişmiştir. Burada yapılabilecek en büyük yanlış onu küçümsemek ve aşağılamaktır. Artık katı kuralları yoktur. Her konuda tartışmayı kabul eder ve doğruları yakaladığında da inanır. Ona karşı takdirlerinizi göstermekten ve beğendiğiniz hususları belirtmekten kesinlikle kaçınmayınız. Söz ve vaatlerinizi yerine getirmeli ve başarısını da takdir etmelisiniz.

      Aileniz ve ülkemiz için başarılı ve hayırlı evlatlar yetiştirmeniz dileğiyle...

                                                                                                                                                                          İsmail KARAYILAN

                                                                                                                                                                        ikryln@mynet.com