BOŞANMAK MI? YA ÇOCUK(LAR)! ...
Evlenmek mi, evliliği sürdürmek mi yoksa boşanmak mı daha zor? Şeklinde bir soruyla karşı karşıya kalsak, boşanmanın çok zor olduğu yanıtını vereceğinizden eminim... Kolay mı bin bir umutlarla kurduğunuz, çeşitli zorluklarla elde ettiğiniz, bir de paylaşılamayacak bir veya birkaç çocuk sahibi olduğunuz yuvayı dağıtmaktan daha zor ne olabilir ki! Evlilik en kutsal kurum olsa da eşlerin arzularını, isteklerini, rüyalarını tam olarak gerçekleştiremeyeceği bir kurumdur da... Farklılıkların farkında olmadan evlenen çiftlerin beklentilerini karşılaması da olanaksızdır. Çünkü, eş olarak tercih ettiğiniz kişi de farklıdır ve onun da farklı beklentileri vardır. Bu durumları özümseyemeyen, farklılıkları bir kazanda yoğurup biraz da pişirerek kıvamında ortak bir beklentiye dönüştüremeyen çiftlerde, boşanma gelip kapıya dayanır ve bir gün de gerçekleşir. Önemli olan son aşamaya gelmeden yanlış gidişi algılamak, çözüm yolları bulmak, gerekirse bir uzman desteği almak en akıllıca izlenecek yoldur. Unutulmaması gereken doğru zamanı seçmek, doğru sözler ve doğru davranışlar sergilemektir...
Her ne olursa olsun evlenme kadar ayrılmanın da doğal olduğu toplumsal yaşam içinde ayrılmış eşlerin sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur. Tabii, anne-babası ayrı olan çocuk sayısı da buna paralel olarak bir hayli fazladır. Elbette, anne-babanın boşanması, çocuklar üzerinde yaşam boyu etkisini sürdüren bir olaydır. İşte bu çocukların; yanında kaldığı anne veya baba tarafından yetiştirilmesi ve eğitilmesi konusunda bir takım sorunlar yaşanılması da kaçınılmaz bir gerçektir. Genellikle boşanmadan en çok zararlı çıkan ve etkilenen çocuk ve annedir... Yüzeysel de olsa bu konu üzerinde fikir jimnastiği yapmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Çünkü ayrılan eşler kendilerinden çok çocuklarına odaklanmaktalar, bir takım hatalı tutum ve davranışları ile de kendilerinin ve çocuklarının yaşamını zora sokmaktadırlar...
Boşanmanın nedenlerini kısaca özetlersek; her iki tarafın alışkanlıkları, tutum ve davranışları ile uyum sağlayamadıkları, sosyal ve kültür değerler açısından anlaşamadıkları, fiziksel ve ruhsal olarak yakınlaşma sağlayamadıkları için, ayrıldıkları zaman daha sağlıklı yaşam sürdürebilecekleri inancı içinde gerçekleştirdikleri sosyal bir “olgu” olarak ifade edilebiliriz... Sebebi ne olursa olsun birey olarak birçok yönleriyle mükemmel özellikler taşıyan bu kişilerin bir araya geldiklerinde, tüm olumlu yönlerini karşılıklı olarak etkisiz hale getirmek suretiyle “tatsız tuzsuz bir ortam” yaratmaları kaçınılmaz sonucu gerçekleştirmektedir. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, eşlerin ayrılmasını kesinlikle istemesem de böyle bir gerçek vardır ve bunların gelişim ve eğitiminden sorumlu oldukları çocuk(lar), somut bir gerçek olarak karşılarında durmaktadır. Bu gerçekten kaçamadığınız ve görmemezlikten gelemediğinize göre; çocuk sahibi boşanmış eşlerin bir takım şeyleri bilmelerine karşın dikkat edilmesi gereken hususların açıklanmasının yararlı olacağı düşünmekteyim.
Tüm anne-babaların çocuklarını en iyi koşullarda yetiştirmek, her yönüyle donanımlı olmasını sağlamak birincil hedefidir. Bu hedef elbette eşler ayrılsa da geçerlidir. Boşanmış da olsa; her anne/babanın çocuklarına öncelikle davranış ve düşünceleriyle iyi bir model olması, ona sevgi, hoşgörü ve anlayışla yaklaşması gerekir. Çünkü “anne-baba tutum”larının somut bir görüntüsü gibi çocuğunuz da karşınızda durmaktadır. Onda gördüğünüz olumsuz davranışların kazanılmasında kimlerin katkısı vardır? Hiç düşündünüz mü? Acı da olsa; boşanmanın nedenlerinden biri de, her iki tarafın “benmerkezci” özelliklerinden kaynaklanmış olabileceği söylenebilir. Aynı özelliği çocuğa aktarabilecek şekilde model olmak benimsenebilecek bir davranış olabilir mi? Kendi kendinize bir değerlendirme yapar mısınız? Öyleyse; mevcut tutum ve davranışlarımızı gözden geçirip, sözde değil özde iyi bir model olmaya çalışmak, çocuğa karşı başlıca göreviniz olmalıdır. Aksi halde çevresindeki diğer kişileri örnek almaya kalkar ki bunlar da iyi model olmayabilirler.
Ayrılmış anne/ baba; dışarıda olan ebeveynin çocuk tarafından görülmesine olanak sağlanması çok önemlidir. Kaldı ki anne/babalık mesleğinden boşanmak da olanaklı değildir. Daima, o sorumluluk üzerinizdedir ve yaşamınız süresince de öyle devam edecektir. Zaten çocuk hangi ebeveynin yanında kalıyorsa, diğer ebeveyni görmeyi arzu eder ve onunla geçireceği zaman için kendince planlar yapar ve hatta hayaller kurar.
Ancak; bu buluşmalarda anne/baba zamanını, çocuk için bol para harcama, onun her istediğini yapma anlamında değerlendirilmemelidir. Çocuğun sorunları ile ilgilenme ve eğitimine katkıda bulunacak şekilde doyurucu bir özellik taşımalıdır. Başka bir deyişle, ilişkiler parasal temele dayalı değil, duygusal ve eğitimsel temele dayalı bir şekilde yürütülmelidir. Çocukla beraberken gerçek bir iletişim sağlanmalı ve onun beklentilerine cevap verebilecek kaliteli bir birliktelik sergilenmelidir. Aksi halde çocuk kendinin ikinci plana atıldığını, kullanıldığını, sevilmediğini, sanki bir yükmüş gibi hisler geliştirebileceğini unutmamak gerekir.
Çocuk; ayrı da olsalar anne ve babası ile gurur duyabilmeli ve onlardan her ortamda övünçle söz edebilmelidir. İsteseniz de istemeseniz de boşanmada en büyük bedeli yine de çocuklar öder. Sizler öyle içten ve sevgi dolu davranışlar sergilemelisiniz ki, çocuk boşanmanın kendinden kaynaklandığı hissine kapılmasın. Yalnız belirttiğimiz bu durum abartıdan uzak, onun yanında ve destekleyici bir ortamda olmalıdır.
Bir de, kırgınlık ve kızgınlık duygularınızı çocuk kanalıyla biri birinize taşıma gibi bir tutumdan özellikle kaçınmalısınız. O sizlerin iletişim aracınız değildir. Evden ayrılan erkekse kesinlikle annenin işini kolaylaştıracak yardım ve desteği vermelidir. Bu desteği de çocuğuna yapılmış bir destek olduğunun bilincinde olmalıdır...
Ayrıca, çocuğa verilen sözler tutulmalı, yerine getirilmeyecek sözler verilmemeli, yalan söylemekten ve güvenini sarsacak davranışlardan kaçınılmalıdır. Çocuklar anne/babalarını birlikte tanımış ve onların da birlikte yaşamasını isterler. Çocukların bu duygusuna saygı gösterilmeli ve tarafların kendini haklı gösterecek konuşmalardan da kaçınmaları gerekir. Çocuk taraftar veya hakem değildir...
Özellikle olumlu bir davranış kazandırmak için veya şaka dahi olsa boşanmalarına onun neden olduğu izlenimi kesinlikle verilmemelidir. Örneğin; “Sen yaramazlık yaptığın, derslerinde başarılı olmadığın için baban gitti. Böyle devam edersen ben de giderim” veya “ne olacak! Babasının oğlu, babandan ne hayır gördüm ki senden de göreyim?”şeklindeki yaklaşımlar çocukta derin ruhsal bozukluklara yol açar ki ağırlaşmış sorunlarla yaşarken, yaşamınıza yeni bir takım sorunlar eklemiş olursunuz.
Boşanma konusunda çocuk sürekli sorular sorabilir. Burada en önemli konu ona daima doğruyu söylemektir. Boşanmaya yol açan gelişmeleri ve yaşanılan tatsız olayları anlatmanın hiçbir yararı yoktur. Hatta ayrılma gerçeklemeden bir hafta öncesinden duruma alıştırma açısından açıklamalarda bulunmak gerekir. Ona şöyle bir açıklama yapabilirsiniz: “Evlendiğimizde çok mutluyduk, senin de gördüğün gibi şimdi mutlu değiliz. Ayrı yaşamanın daha iyi olacağına karar verdik. Boşanmamızın nedeni sen değilsin. Biz ayrı olsak da değişmeyen tek gerçek; baba ve anne olarak daima senin yanında olacağız ve seni sevmeye devam edeceğiz. Buna emin olabilirsin.” Şeklinde bir açıklama yapabilirsiniz. Veya karşı tarafı suçlayıcı ifadelerden kaçınarak “sen de okulda anlaşamadığın biri olursa onunla aynı sırada oturmak ister misin?” Gibi yumuşak yaklaşımlarla “anlaşamadığınız için ayrıldığınızı” söyleyebilirsiniz. Önemli olan, her ikinizin de onu sevdiğiniz duygusunu yaratmaktır. Sizler anne/baba olarak; önemli günlerde bir araya gelebilmeli, medenice çocuğun geleceği ve eğitimi konusunda konuşabilmelisiniz. Ona; baba-anne olarak bir araya gelebildiğinizi, kendisiyle ilgili konuları konuşabildiğinizi ve kararlar alabildiğinizi (tekrar birleşebilecekmiş gibi bir izlenim yaratmadan) göstermekte son derece yarar vardır. Bu işlerde onur ve gururu bir tarafa bırakarak birlikte hareket edebilmek son derece önemlidir. El sıkışarak ayrılabilmek zor da olsa yapılması gereken saygı duyulacak bir davranıştır. Çünkü anne babası boşanmış çocukların, psikolojik sorunlar yaşaması, diğer çocuklara göre daha fazla risk altında olduğu alan uzmanlarınca ifade edilmektedir. Zaten, sadece çocukları için boşanmaktan kaçınan anne/babaların aile içinde kasıtlı olarak “sessiz kalmaları” veya “tartışmaları-didişmeleri” çocuğa, ayrılmış olmaktan daha büyük zarar verdiği de bir gerçektir...
Günümüzde evliliklerin sona ermesi sık rastlanır sosyal bir sorun olması nedeniyle birçok çocuk -bebekler hariç- “boşanma”nın ne anlama geldiğini bilmektedirler. Eğer evliliğiniz bir süredir gergin ve mutsuzsa, çocuğun, ailede bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkında olması olasılık dahilindedir. Kavganın -özellikle fiziksel şiddet ve alkolizmin- olumsuz etkilerinin yaşandığı ailelerde, çocuklar farkında olmadan, anne babalarının ruhsal durumlarını okumayı öğrenirler. Kızgın ya da mutsuz bir ebeveyne yaklaşmak için en doğru zamanı çeşitli ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Aynı şekilde ne zaman birlikte olmamaları gerektiğini de bilirler. Ama ayrılacaklarını hiç düşünemezler. Olay gerçekleştiği, eşlerden birinin ayrıldığını gördüğü anda sarsılırlar. Özellikle tartışmalardan uzak tutulmuş ve bu durumla karşılaşmış ise daha büyük bir şok yaşarlar. Her iki durumda da çocuğun aileyi terk etmiş olan anne/babayı özlemesi son derece doğaldır. Bu duygusunu saygı ve anlayışla karşılamak gerekir. Çünkü, o taraf tutan bir konumda olamaz ve olmamalıdır da...
Boşanmanın çocuk üzerindeki etkilerini biraz daha irdeleyecek olursak:
Ailenin dağılması, aynı yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da birçok değişik duygusal tepkilere yol açar. Bu konuda çocuğun kişilik özellikleri, yaşı, cinsiyeti, boşanmaya neden olan sorunun niteliği ve onun bu sorunu algılama biçimi, içinde bulunduğu ortam gibi birçok etmen çocuğun gelişimi ve eğitiminde etkili olmaktadır. Örneğin yaşı dikkate aldığımızda, bebeklikte; keder, ağlama, parmak emme, oyuncaklarına sarılma, ayrılık kaygısı, şeklinde tepkiler görülürken, 3-6 yaşlarda; üzüntü, çekilme, anne ya da babasının paçasından ayrılmama, gelişimini tamamladığı bir alanda tekrar bakım görme arzusu, altını ıslatma, uyku bozukluğu, ayrılık korkusu ve kaygısı (ilk yıldan itibaren yoğunluğu gittikçe azalmaktadır.), oyuncaklara karşı kızgınlık ve öfke gösterme şeklinde dışa vurum görülebilmektedir.
İlköğretim döneminde; üzüntü, annesinin dizinin dibinden ayrılmama, hiç bir şeyden mutlu olmama ve mızmızlanma, bebeksi konuşma, bağımsızlık ve sorumsuzluk, okul fobisi, itaatsizlik, okuldan kaçma, suç işleme, huzursuzluk, okul başarısında azalma şeklinde belirtiler verirken, ergenlik döneminde; gözü yaşlı, üzüntü ve bitkinlik, okul fobisi, asilik ve karşı gelme, kavgacılık, kabalık, içki kullanma, evden kaçma, seksüel sapınç, huzursuzluk, okul başarısında düşme şeklinde tepkisel ve duygusal davranışlar görülebilmektedir.
Demek ki çocuklar, boşanmaya karşı duygusal tepki ve davranışlarını; yaşlarına, kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna göre değişik şekilde göstermektedirler. Örneğin; erkek çocuklar öfkelerini, kavga ederek, kendisiyle ilgilenen büyüklerine ve öğretmenlerine karşı çıkarak veya kırıp dökerek açığa vurabilirler. Her çocuk her olaydan aynı oranda etkilenmez ya da etkileri aynı olsa bile tepkileri ve tepkinin zamanı farklı olabilir...
Genellikle çocuklar boşanma nedeniyle ailenin dağılmasından dolayı korkuya kapılırlar. Özellikle okul öncesi dönemde birlikte yaşadığı annenin/babanın kendini terk etmesinden, evden ayrılan ebeveyninin eskisi kadar sevmemesinden, beslenme ve barınma gereksinmesinin karşılanamayacağından korkarlar. Bu korkularını yukarda bahsettiğimiz davranışlarıyla sergilerler. Hatta doğadaki bir takım olaylarla kendini özdeşleştirmek suretiyle bir takım çeşitli faraziyeler uydurabilir ve ayrılmanın nedeninin kendilerinden kaynaklandığını dahi düşünebilirler. Tekrar birlikte olmalarının da kendine bağlı olduğuna inanabilirler. Bu da gösteriyor ki ayrılan eşlerin, onu umutlandıracak davranış ve konuşmalardan kaçınmalarında yarar vardır...
Ayrıca, babasız evde büyüyen erkek çocukların, güçlü erkek modelinden yoksun kalmaları nedeniyle, daha az rekabetçi oldukları, daha az sporla uğraştıkları, başkalarına bağımlı ve otoriteye baş kaldırıcı eğilimde oldukları alan uzmanlarınca ifade edilmektedir.
Anne veya babanın ikinci evlilik yapması durumunda çocuk; gelişim dönemine ve cinsiyetine göre çeşitli duygusal sorunlar yaşanabilmektedir. Böyle bir durumla karşı karşıyaysanız bir uzmandan yardım almanızın uygun olacağını düşünmekteyim.
Yukarda yaptığımız açıklamaları özetleyerek boşanmış eşlerin tutum ve davranışlarını aşağıda belirteceğim doğrultuda sergilemeleri kendileri ve çocuk(lar) açısından yararlı olur mu? Acaba diye kendi kendimize sorduğumuzda... Bunu ancak içinde bulunduğunuz koşullara ve durumunuza uygun olarak siz gerçekleştirebilir ve uygulayabilirsiniz...
Gerçekleştirebilecek öneriler ise:
Kendinize özgü koşullarınız içerisinde; çocuğa, anne/babanın ayrı yaşaması ve boşanmasının ne anlama geldiği, anne, baba ve kendisinin yaşamında ne gibi değişiklikler olacağı, onun anlayacağı düzeyde ve özümseterek açıklanması bu durumun onu, bir süre mutsuz edeceği, olumsuz olarak etkileyeceği, bu konuda onun bir kusurunun olmadığı, birinizden birinin evden ve dolayısıyla ondan ayrı kalacağının anlatılması,
Çocuğun yanında kalacak olan anne/baba kendi ailesini toplayarak(aile büyükleri, teyze/hala, dayı/amca v.b) çocukla ilgili kararlarlardan ve ona karşı gösterilecek tutum ve davranışlardan herkesi haberdar etmesi ve ayrıca kaldığı evde ki çocuğa karşı gösterilen tutum ve davranış ile belirli günlerde gittiği anne/baba ve yakınlarının davranışlarında çelişkinin olmaması ve işbirliğinin sağlanması için gerekli önlemlerin alınması,
Onun, ayrı olsalar da anne/baba tarafından her zaman sevileceği ve olanaklar ölçüsünde en iyi şekilde bakılacağı konusunda inandırılması, uygulamanın bu doğrultuda sergilenmesi, şayet evi terk eden eş, başka biriyle yaşamayı tercih ettiği için evi terk etmiş ise bu durumun çocuğa söylenmemesi,
Onun; dışarıda olan anne/baba ile mutlu ve sıcak bir ilişki sürdürmesi için gerekli ortamın hazırlanması, aslında ayrılmaya kesin karar verildiği zaman evden ayrılacak eş ilk hafta 1-2 gün, sonraki hafta 3-4 gün, daha sonraki haftalarda da günleri artırarak ayrılması en uygun olanıdır. Çocuk, böyle bir uygulamada daha kolay uyum sağlayacağı için bu uygulamanın ayrılık öncesinde gerçekleştirilmesi,
Boşandığınız eşinizden öç almak, onu üzmek veya her hangi bir şey elde etmek için çocuğu ondan mahrum bırakma gibi bir yolun izlenmemesi, bu durumda asıl cezalandırılanın çocuğunuz olacağının bilinmesi,
Ayrılmış olmanıza karşın, ayrıldığınız eşinizle ilişkiyi olanaklar ölçüsünde sorunsuz sürdürmeniz, olanaksız ise, aranızdaki sorunların çocuğa yansıtılmaması, taraf tutmaya zorlanmaması, karşı tarafı kötüleme veya olduğundan fazla iyi gösterme çabasına girilmemesi,
Çocuğun kalacağı yerin sürekliliğinin sağlanması, belirli aralıklarla görüşmelere izin verilmesi, ayrılmanın eşler için de hiç kolay olmadığı dikkate alınarak psikolojik yardım almaktan da kaçınılmaması, (sürekli ağlayan anne, kumrular gibi düşünen baba çocuğa yeterli güveni veremez.)
Boşanma süresinde çocuklar; mahkeme, eşya dağılımı ve nafaka gibi işlemlerden uzak tutulması, bu arada çocuğa karşı duyulan eziklik veya duygusal nedenlerle verilecek her türlü tavizin ona yarar değil zarar vereceğinin bilinmesi,
Çocuk anne-babasının yerine kimseyi koymak istemez. Şayet yeni bir ilişki yaşıyorsanız çocuk duruma alışıncaya kadar ona bu ilişkiden söz edilmemesi,
Şeklinde önerilerde bulunulabilir. Ancak bu öneriler tek ve mutlak doğrular değildir. Sizler bunlardan esinlenerek en uygun tutum ve davranışları belirleyerek uygulamaya koyabilirsiniz...
Tüm aile bireylerinin bir arada yaşadığı, her bireyin kendince beklentilerinin karşılandığı, sevgi ve mutluluğu yakaladığı bir ortamda yaşamaları dileğiyle...
İsmail KARAYILAN