BAŞLARKEN

    Yaşama hazırlanma süreci insanda, diğer tüm canlılardan çok daha uzundur ve içgüdüsel yöntemlerin dışında bilinçli yaklaşımlar ve bilgi gerektirmektedir. Bireyi yaşama hazırlayan en önemli birim de ailedir. Toplumsal yaşamının temel yapısını da yine aile oluşturmaktadır. Başka bir deyişle aile ilişkiler sistemidir. Daha doğrusu kişiler arasında ilişkileri içeren belli kuralları olan bir düzendir. Ayrıca, bireyin yaşamında önemli yeri olan beslenme, bakım, sevgi ihtiyacı, duygusal gelişim, psikolojik gelişim, eğitim, kültürel değerleri kazanma, sağlıklı zeka gelişimini sürdürme gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı birincil yer ve çevredir. Aile birliğinde, aileyi oluşturan bireyler birbirinden etkilenirler. Ailede roller ve kurallar mevcuttur. Bu kuralların çok aşırı katı ve çok aşırı esnek olmaması aileyi daha güçlü kılan hususlardır. Çocuk yetiştirmek de en büyük sanattır. 

     Anne baba olmak toplumda da önemsenen yaşam içinde en önemli geçiş sürecidir. Birçok toplum anne-baba olmayı teşvik ederken bir yandan da anne-baba adaylarının çocuk eğitimi ve gelişimi konusundaki bilgilenmeleri genellikle geleneksel yöntemleri kullanması doğrultusundadır. Özellikle bizim toplumumuzda aile büyükleri, çocuğun nasıl büyütülmesi ve nasıl eğitilmesi gerektiği konusunda söz sahibidir. Anne-baba adayları bilgi ve deneyime sahip olmadıkları için kendilerinden daha deneyimli kişilerin yöntemlerini uygulamayı tercih ederler...

     Yapılan araştırmalar; birçok anne-babanın kendilerini yeterince hazır hissetmedikleri ve bilgi sahibi olmadıkları halde, sadece olması gerektiği için çocuk sahibi olduklarını göstermektedir. Bu da; çocuk sahibi olduktan sonra hem çocukla ilişkide, hem de onun eğitimi ve gelişimiyle ilgili problemlerin çözümünde sorunlar yaşamalarına neden olmaktadır. Aslında, anne-baba olmak çok ciddi hazırlık gerektiren bir durumdur. Anne- baba rolü çok fazla sorumluluk isteyen, geri dönüşü olmayan, birçok bilgi ve beceri edinmeyi ve sosyal anlamda birçok özveride bulunmayı gerektiren bir roldür...

     Bu yeni role hazır hale gelebilmek için hem psikolojik olarak hazır olmak, hem de bir çocuğun ihtiyaç duyduğu bakım, eğitim ve psikolojik destek bakımından bilgi sahibi olmak, edinilen bilgiyi de yerinde ve zamanında kullanmak gerekir.

     Öncelikle anne-baba adayının, sağlıklı bir aile yapısına sahip olması her iki tarafında yürekten arzuladığı bir durumdur. Aslında çocuğun, aile birlikteliğini kurtaracak can simidi gibi görülmemesi gerekir. Çünkü çocukla birlikte o ailenin tüm yaşam düzeninin değişeceği, sosyal aktiviteler ile iş yaşamına dair önemli değişikliklerin oluşacağı, aile bütçesine ek yük getireceği düşünüldüğünde önemli bir hazırlığın yapılması gerektiği daha iyi anlaşılır. Bu ve benzeri hususlar çocuk sahibi olmadan önce ailenin düşümesi gereken hususlardır.

     Ayrıca, bebeğin bilişsel, bedensel, duygusal gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak kaçınılmaz bir gerçektir. Aksine çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda sorun çıktığında o soruna ilişkin günü birlik çözümler aranmakta ve genellikle de geleneksel yöntemler tercih edilmektedir. Oysa çocuk gelişimi ve eğitimi başlı başına bir bilimdir.

     Konunun ciddiyeti ve önemi göz önünde bulundurularak öncelikle; çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda bazı kavramlar üzerinde durmak suretiyle ailelerin aydınlanması ve dikkatinin çekilmesinin daha yarar olunacağı düşünülmektedir. Her ne kadar “büyüme”, “olgunlaşma” ve “gelişme” konusunda bir takım bilgilere sahip iseniz de amacımız, mevcut bilgilerinizi tazelemek ve bir takım bilgileri de bilgi hazinenize ilave etmektir.

     Şimdi “büyüme”, “olgunlaşma”, “gelişme” konuları üzerinde kısaca durmaya çalışalım. İlerde sizlere aktarmaya çalışacağımız bir takım konularda bu kavramlar sık sık geçmekte ve genellikle de biri birine karıştırılmaktadır.

     BÜYÜME: Vücut kitlesinin artması yani yapısal artış olarak ifade edilebilir. Büyüme; vücudun veya vücudun bazı organlarının değişmesi, sayısal ve hacim olarak ölçülebilmesidir. Vücut, sadece dış yapısı ile değil içyapı olarak da büyüme gösterir. Büyüme sırayla art arda gelen duraklama ve birden bire uzama biçiminde almaşık evrelerle gelişir. Büyümenin ritmi her organa göre değişir. Büyüme, kendi yapısı içinde boy ve ağırlık olarak da değerlendirilir. Gelişme ve büyüme kavramları arasında bir yakınlık vardır. Fakat gelişme büyümeye nazaran daha kapsamlı bir kavramdır ve büyümeyi de içine alır. Çocuk büyüyünce onun tensel ve psikolojik fonksiyonlarında ilerleme görülür. O, büyüdükçe daha iyi anlar, daha uyumsal davranışlarda bulunur ve duygularını daha iyi kontrol eder. En hızlı büyüme doğumdan sonraki ilk yıldır. Ergenlik döneminde de tekrar hız kazanır.

          Büyümenin değerlendirmesinde en çok kullanılan araç büyüme grafikleridir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Standart Büyüme Grafiği” olarak NCHS (National  Center for Health Statistics) ilk 5 yaş için kullanılmaktadır.  “Bedensel Gelişim” konusu işlenirken bu listelerden birine yer verilmiştir.  Zaten burada süt çağındaki çocuğun kafatası büyür, fakat aynı zamanda bıngıldakların kapanmasıyla gelişir. Beyin hücrelerinin sayısı bellidir, değişmez; fakat bunlar hem büyür, hem de kimyasal değişiklikler geçirerek gelişir. Yeni doğan bir bebek 3-4 gün içinde su kaybı nedeniyle doğumdaki ağırlığının %10’nunu kaybeder. 10 gün içinde tekrar kazanır şeklinde gelişim evrelerini dikkate alarak açıklamada bulunacak değiliz.

     Ayrıca büyümeyi; ırk, iklim, sosyal ve ekonomik durum, psikolojik ortam, kalıtsal etkenler, yapısal gecikmeler, kronik hastalıklar, endokrin bozuklukları, kromozom anemileri, iskelet sistemi bozuklukları etkiler.

     Bizim burada esas üzerinde durmak istediğimiz konu ailenin etkili olabileceği ve büyümeye, dolayısı ile gelişmeye etkili olacak beslenme ve psikolojik ortamı açıklamaktır.

    Beslenmenin büyüme üzerindeki etkisi kaçınılmaz bir gerçektir. Çocukların uzun süreli yetersiz albümin ağırlıklı bir beslenme, önemli bedensel yeteneklerin gelişimini aksatır. Fazlası da yağ dokunun gelişmesini sağlar. Aşırı tombul bir çocuğun hastalıklara daha dayanıklı olduğu kanısı da yanlıştır. Aşırı besi hastalıklara yatkınlık ve kısa ömür demektir. Bu nedenledir ki okul çağı sonuna kadar çocukların beslenmesi üzerinde titizlikle durulmalı ve izlenmelidir.

     Bir çocuğa değişik ve iştah açıcıcı biçimde hazırlanmış çok yönlü yemekler yedirilmelidir. Önemli olan öğün saatlerinin belirli bir düzene oturtulmasıdır. Arada bir şeyler atıştırmak diye de bilinen zamansız beslenmek, çocuklarda iştahın oluşumunu önler. Yemek sakin ve huzurlu bir ortamda yenilmelidir. Sağlıklı bir iştahın oluşması için çocuğun gönlünce koşup oynaması ve yeterince uyuması gerekmektedir. Yemek yeme, asla bir eğlence eşliğinde, çocuğun boş bulunmasını fırsat bilerek, ağzına bir şeylerin tıkıştırılması anlamına gelmemeli. Çocuk yemeği, günlük hayatın bir rutini olarak algılamalı.  Anne-babasının şaklabanlık yaparak onu eğlendirdiği ve bunun sonunda da karnının doyduğu bir etkinlik olarak görmemeli. Aileler zorda olsa bu tuzağa asla düşmemeli. Bu her iki taraf için karlı sonuçlar verecektir. Tabii olarak sevgi dolu güven ortamının sağlanması da aklımızdan çıkarmayacağımız önemli bir husustur.

     Titiz annelerin yaptığının aksine sizler, çocuğun yemek yerken döküp saçmasına sakın kızmayın. Üstünü başını yanlışlıkla kirletmekte olduğunu sakın unutmayın. Yemek zamanında muşambalar seriniz, bol miktarda peçete, mendil, bez gibi malzemeleri hazır bulundurunuz. Çocuğunuzun yemeğini tatmasına, dokunmasına, yemeğini tanımasına ve ağzına kaşığını götürmesine izin veriniz. Bunlar bağımsız yemek yemenin ilk adımlarıdır...

   Kendi başına yemek yeme cesaretini arttırması ve tekniklerini geliştirebilmesi için yaşına uygun gıdalar verilmelidir...

   Ayrıca, küçük sürprizlere alışık olmalısınız. Çocuğunuz, düşündüğünüz gibi aç olmayabilir ve oyun oynama isteği ile ağzına aldığı gıdaları püskürtebilir, bu durumdan son derece de mutluluk hissederek eğlenebilir. Sizlere ise, sabrınızı sonuna kadar zorlamaktan başka bir hareket de uygun düşmez. Çocuğun, bir öğünde tok olup olmadığına değil, hafta sonunda dengeli beslenip beslenmediğine bakmanız gerekir. Örneğin; oğlunuz Mert’in bir iki öğün yeterince yemeğini yememesine karşın, ikinci gün kıtlıktan çıkmışçasına yediğini görebilirsiniz. En temel gösterge, sağlığının yerinde olmasıdır...

     Burada en önemli olan; anne-babanın, çocuğun dengeli beslenebilmesi için sevdiği çeşitli gıdaları içeren yemekleri bulup çıkarmalarıdır. Bu konuda çaba harcamalısınız. Mutlaka sonucuna siz de inanamayacaksınız!

     Bilmeniz gereken dokuların gelişmesi, metabolizmanın atıklardan arınması için suya ihtiyacının olduğudur. Su ihtiyacının belirli bir kısmını gıdalar yoluyla almakta ise de önemli bir kısmını doğrudan almak zorundadır. Ayrıca, hayvansal ve bitkisel kökenli gıdalarda bulunan “albümin” ve “katı yağlar”a ihtiyacının olduğu unutulmamalıdır. Karbonhitralar ise en kolay sindirilebilen ve enerji kaynağı olan besinlerdir. Ekmek çeşitleri, yulaf ezmesi, irmik, patates, baklagiller ve meyveler karbonhidrat açısından çok değerli besin maddeleridir. Zaten çocuğun sodyum, kalsiyum, fosfor, demir ile A-B1-B2 vitaminleri de alınan hayvansal ve bitkisel gıdalarda mevcuttur. Sizin yapmanız gereken çeşitli gıdalardan oluşan çocuğunuzun damak tadına uygun menüyü hazırlamaktan geçmektedir...

 

     OLGUNLAŞMA: Olgunlaşma zamanla adeta kendiliğinden meydana gelen anatomik ve fizyolojik gelişmelerdir. Başka bir deyişle; “Olgunlaşma düzeyi”,bireyin fizyolojik yönden herhangi bir konuyu “öğrenebilecek” ya da “yapabilecek” duruma ve yeterliğe erişmesi demektir. Örneğin, çocuğun sinir ve kas sistemi yeteri kadar büyüyüp, olgunlaşıp ve gelişmediği için çocuğa ne kadar yürüme alıştırmaları yaptırırsak yaptıralım, çocuk yürümeyi öğrenemez. 3 yaşındaki çocuğa çarpım tablosunun öğretilemediği gibi... Olgunlaşma kendiliğinden ve zamanla gelişiyor diye anne-babaların hiçbir şey yapmayacağı anlamına da gelmemelidir. “Öğrenme”, bireyin “olgunlaşma düzeyi”ne bağlıdır. Olgunlaşma öğrenmenin temelidir. Çocuk bir takım öğrenmeler için olgunlaşmadan yapılan çalışmalar ne kadar sakıncalı ise olgunlaştığı halde o çalışmaların zamanında yapılmaması ya da geç kalınması da o kadar sakıncalıdır. Ancak yapılan araştırmalar, okuma-yazmayı öğrenmek için 6 yıl 6 aylık zeka yaşı uygun görülüyorken, son araştırmalarda, araç, gereç ve yöntemlerin çocuğa daha uygun hale getirilmesiyle, bunun, daha aşağı yaşlarda da olabileceği kanıtlanmıştır. Gates’e göre bu, 5-7 zeka yaşı arasıdır. Öğrenilecek her nesne ya da konu, her şeyden önce, fizyolojik bir temel olan “olgunlaşmayı" gerektirir. Kısaca, olgunlaşma olmadan öğrenme olamaz. “Olgunlaşma düzeyi” sözü, öğrenilecek her konu için bir “olgunlaşma” durumunun söz konusu olduğunu anlatır. Bu düşün sonucu olarak şöyle diyebiliriz: Herhangi bir organ, bir öğrenme durumu ya da konusu için olgunlaşmış olduğu halde, başka bir durum ya da konu için olgunlaşmamış olabilir. Örneğin, küçük bir çocuğun eli, top tutmayı öğrenecek kadar olgunlaşmış olduğu halde; kalem tutmak için olgunlaşmamış olabilir. Öğrenmeye hazır bulunuşlukta olgunlaşma, insanın bedensel, bilişsel, duygusal, sosyal ve tüm gelişim alanlarında bir öğrenim görevini yapabilecek büyümeye ulaşmasıdır. İnsanın olgunlaşması bir bütündür. Öğrencinin yalnız bir gelişim alanındaki büyümesine bakarak bir öğrenim görevini yapmaya hazır olduğunu söylemek yanıltıcı olabilir. Araştırmalara göre, eğer bir birey her hangi bir gelişim alanındaki olgunlaşmada yaşından geride ise, öbür gelişim alanlarında da geri olabilir. Böyle bir birey düşüncelerini bir konu üzerine toplamada, yönetmede; güçlükler karşısında duygularını denetlemede; işini sürdürmede güçlük çekmektedir. Bir bireyin olgunlaşarak öğrenmeye hazır hale gelmesinin önünde bazı engeller olabilir. Şöyle ki;

     1-Kimi birey, beklenen öğrenim görevlerini başarabilecek yaşa gelmemiştir.

     2-Kimi birey, yaşı uygun olmasına karşın, bilişsel yönden, beklenen öğrenim görevlerini yapabilecek düzeyde değildir.

     3-Kimi birey devimsel gelişim bakımından yaşıtlarına göre geridedir.

     4-Kimi bireyin de duyu organlarının herhangi birinde özür olabilir.

     Eğer bir birey, sağlıklı, gelişimi yaşına uygun, konulara karşı ilgili ise, bireyin öğrenim görevlerine karşı hazır bulunuşluğu da yerindedir.

 

     GELİŞİM: İnsan gelişimi denildiği zaman embriyon döneminden başlayarak, yaşamın sonuna kadar yer alan süreç anlaşılmaktadır. Gelişimi doğuştan getirilen özellikler(kalıtım) ve öğrenme yaşantıları ile “çevre”sel koşular belirlemektedir. Gelişme, değişikliklerin niceliği yanında, niteliğini de içermektedir. İnsan gelişiminde ortak noktalar olduğu gibi, pek çok da ayrılıklar mevcuttur. Her bireyin kendine özgü bir gelişme temposu ve örüntüsü vardır. Bazı çocuklar hem beden, hem zihin bakımından hızlı gelişirler. Bazıları ise, bedence hızlı zihince yavaş gelişirler. Bazı çocuklar sosyal anlayış bakımından akranlarına oranla önde giderken, bedence zihince tamamıyla olgunlaşmış bazı bireyler ise, his ve heyecanları bakımından henüz çocukturlar. Ancak ilginç olan önemli bir nokta hemen herkesin bir bakımdan sivrilebilme ihtimalinin bulunmasıdır. Son yıllara kadar çocuğa IQ yaşına göre programlar uygulanarak pek çok yaratıcı beyin sistem dışına itilmiştir. Günümüzde ise her bireyin kendine özgü var olan özelliklerini ortaya çıkarıp geliştirebileceği çoklu zeka teorisine uygun programlar yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır...

     Şimdi de “kalıtım” ve “çevre” üzerinde kısaca bazı açıklamalar yapmaya çalışalım.
     Genetik Bilimi “kalıtım” üzerindeki yaptığı çalışmalarla büyük oranda gelişmeler kaydetti. Burada konunun ayrıntısına girecek değiliz. Bir bireyin kalıtımdan getirdiği özelliklerini, anne-babadan aldığı 23’er kromozom üzerinde bulunan genlerin taşıdığı DNA kimyasal madde molekülleri belirlemektedir. Başka bir deyişle her bireye anne-babadan kalıtım yoluyla bu genler kanalıyla özellikler taşınmaktadır. Genlerin bazıları çekinik bazıları da başattır. Başat genler bireyde ön plana çıkar. Çocuğa, göz ve saç rengi, renk körlüğü ve birtakım özellikler genler yoluyla edindiği özelliklerdir. Kısaca; kromozomların meydana getirdiği genler organizmanın tüm özelliklerini ve yapısını belirler. Bunlara da kalıtsal özellikler denir. Bireyin çevresi ile etkileşimi ile anında kazandığı alışkanlıklar ve kişilik özellikleri ise kazanılmış özelliklerdir. Bireyin yaşamı boyunca kazandığı bu özellikler kalıtım yoluyla geçmez...
     Çocuğun gelişimini “çevre” denilen faktör, çeşitli yönlerden etkilenmektedir. Çocuğun doğum öncesinden itibaren o çevrenin iklimi, kültürel yapısı, ülke ve ailenin sosyo-ekonomik durumu, anne-babanın sağlığı gibi birçok çevresel özellikler bireyin gelişimini etkilemektedir. Kalıtımla getirilen özellikler, çevrenin sunduğu pozitif ve negatif olanaklar ölçüsünde şekillenmektedir. Dış çevre uyarıcılarının norm ve değerleri bebeğin gelişimine negatif ve pozitif yönde etkide bulunabilir. Çevredeki koşulların yetersiz olması da bebeğin yeterli gelişmeyeceğini göstermektedir. Çevresel etmenler, her birey üzerinde farklılık gösterir. Çevre değişkenlerine bağlı olarak bebeğin farklılaşacağı unutulmamalıdır. Çevre değişkenlerinin en önemlisi ise ailedir. Bebek yaşamının büyük bölümünü ailesinin yanında sürdürür. Kısaca, insan gelişimi, gizil güçleri ile çevre güçlerinin etkileşiminin ürünüdür. İnsanın gizil gücünde sakladığı yetenek ve özelliklerinin yeterliliklere dönüşeceği ortamdır. Çevre kavramı, insanın gizil gücünü etkileyip geliştirecek her türlü kalıtım dışı etkenleri içerir.

     Her canlı kendi türünün gelişim ilkelerine göre büyür, olgunlaşır ve öğrenir. İnsanın da kendi türüne özgü gelişim ilkeleri vardır. İnsanın gelişim ilkeleri dikkate alınmadan yapılacak eğitim düzenlemelerinin başarıya ulaşması mümkün değildir.  Belli başlı eğitim ilkeleri ise;

      1-Çocuğun gelişimi belli aşamalardan oluşan bir süreklilik ve evrim gösterir. Bir gelişim devresi bir sonraki gelişim devresine öncülük eder. İnsan yaşadığı sürece gelişmeye devam eder. Yaşamın ilk yıllarında güçlerin artması, sonra durağanlaşması, daha sonra da güçlerin azalması şeklinde sürer gider.

      2-Gelişmenin hızı her dönemde aynı değildir. Çocuk genel gelişiminin en hızlı dönemini doğumdan önce anne karnında geçirir. Bunu doğumu takip eden yıllar izler. Zihinsel gelişim açısından okul öncesi dediğimiz yıllar çocuğun bu yönde en hızlı geliştiği yıllardır.

     3-İnsanın değişik yanlarının gelişimi değişik zamanlarda hızlanır. Boy ve kilo artışının değişik dönemlerde olduğu ve yetişkinlerin “boya gidiyor, enine gidiyor” tespiti de bundan kaynaklanır. Bu durum çocuğun gözlenen tarafıdır. Gözlenmeyen taraflarında da bu benzer durumlar söz konusudur...

      4-Yetenek ve becerilerin gelişimi belli bir sıra izler. Çocuk önce emekler sonra yürür. Her gelişim bir sonraki gelişimin temelini oluşturur.

      5-Gelişimde belli bir yönelim vardır. Gelişme baştan ayağa, içten dışa doğru bir yönelim izler. Örneğin beyin ilk gelişimini tamamlayan organlardandır.

      6-Gelişimi hem iç hem de dış faktörler etkiler. Kalıtım ve çevre insanı şekillendirir.

      7-Gelişimin çeşitli yanları bir birlerini etkiler. Bedensel gelişimin, duygusal gelişimi etkilediği gibi...

      Yukarda kısaca anlatılmaya çalışılan hususları benimseyip özümsemeden çocuk sahibi olma ve yetiştirme konusunda isteseniz de istemeseniz de bir takım hatalar yapacağınızı kabullenmeniz kaçınılmaz bir gerçektir...

      Kendini evliliğe ve anne-baba olmaya hazırlamış bireylerden oluşan ailelerin oluşturduğu bir toplumda yaşamak dileğiyle...

                                                                                                                                                                       İsmail KARAYILAN

                                                                                                                                                                        ikryln@mynet.com