BAŞARI NEDİR? 

 

     Bu soru; bireyin kendisi ve çevresi ile uyumlu yaşayabilmek ve kendini gerçekleştirmek için belirlediği hedeflere ulaşmak amacı ile gösterdiği çabadan olumlu sonuçlar almak şeklinde tanımlanabilir... Aynı yaştaki çocukların gelişim hızları, ilgi ve gereksinmeleri bir birinden çok farklıdır.  Anne baba ve eğitimcilerin, bu farklılıkları ortadan kaldırma ve onları aynı seviyeye getirme doğrultusunda bir yaklaşım içinde olacaklarına, onların, kendi ihtiyaç ve özelliklerine uygun gelişme sağlayacağı ortam ve olanağı geliştirmek için çaba harcamalarının daha verimli sonuçlar doğuracağı kanısındayım...

     Her çocuğun aynı alanda aynı başarıyı göstermesi mümkün değildir. Bu beklenti zaten doğanın yasasına da uygun düşmez... Bu nedenle her çocuk kendi gelişim evresi içinde izlenmeli, değerlendirme ve yönlendirmeler de bu çerçevede yapılmalıdır. Böylece çocuk, yeti ve yetenekleri dışında değerlendirilmeyecek; yılgın ve bıkın bir birey olmaktan uzak, daima aktif durumda olacak, sağlıklı bir gelişim seyri izleyecektir.

     Rekabetçi toplumlar, bireyin, başarı ve sonuçları için çok büyük baskı oluşmakta, başarısızlığın bedelini de çok ağır ödetmektedir. Çocuklar okullarında, anne-baba ve öğretmenlerinin taleplerini en iyi şekilde yerine getirmek için büyük çaba harcamaktadırlar. Kendinin mutlu olup olmaması, gelişiminin bu aktiviteye yetip yetmesi çevresi onun için önemli değildir. Zaten bu açıdan düşünülmez de... Önemli olan, program ağırlıklı ve sınava dayanan dar kapsamlı eğitim anlayışından yüzünün akı ile çıkması, okulda yüksek notlar alarak başarılı olduğunu kanıtlamasıdır. Bu nedenle de yetişkinin beklentileri ile çocuğun beklentileri arasında büyük uçurumlar oluşmaktadır...

     Bu bağlamda başarıyı, sadece mesleki beceriyi saptayan ve dar kriterler koyarak buralarda aramak yanlıştır. Başarı bir sınavda yüksek puan almak, ya da verilen bir işi sonuçlandırmanın ötesinde; kişinin dünyada olup bitenleri merak etmesi, edinimlerini değişik alanlarda kullanması ve yararlanması, daha ileri derecede bir olgunluğa erişmesi olarak da değerlendirilebilir. Sonuç olarak “başarı” göreceli bir kavram olup, sınırları belirli bir tanım içine konulamaz...

     Ayrıca, sosyo-ekonomik ortam veya kültürel yoksulluk ile anne-baba ayrılığı, onların desteğinin eksikliği gibi birçok etken okulda düşük başarıya, sınavlarda düşük not almaya neden olabilir... Bunun yanında belirli oradaki kaygı başarıyı olumlu yönde etkilese de aşırı kaygı bireyin duygusal dünyasını olumsuz etkileyeceğinden onun davranışlarının aksamasına, algılama ve dikkat bozukluklarına neden olabilir.

     Bu durumlar “önleyici eğitim” ve “sosyal ve ekonomik yardım programları” ile bireysel çalışma stratejileri oluşturmak suretiyle giderilebilir, çocuğun kendini geliştirmesi sağlanabilir...

      Burada şöyle bir sonuca ulaşmakta da yarar umuyorum. Öncelikle; anne-baba ve eğitimcilerin beklentisinin çocuk için ulaşılmaz düzeyde olmamasına, tutarsız tavır sergilenmemesine, çocuğa ilgisiz ve kayıtsız kalınmamasına, sürekli eleştirilen bir konuma düşürülmemesine dikkat edilmesi gerekmektedir...

    

     Sizlere şu hususları da ifade etmeden geçemeyeceğim.

     1-Çocuk kendi görevleri ile baş başa kalmalıdır. Onun görevini üstlenip çözmeye kalkan anne-baba yaşam boyu böyle bir yüklenmenin altına girmiş olur... Siz yönlendirin yeter.

     2-Başarı çok çalışmak değil etkili ve verimli çalışmaktır. Ders dışı etkinliklere de zaman ayrılması gerekir...

     3-Zamanı kullanma programı oluşturarak, hoşlanılan bir etkinlikten önce belirli bir süre ders ve ders dışı araştırma yapma alışkanlığı kazandırılmalıdır...

     4-Çocuğu değerlendirirken; onu, dünkü ve bu günkü durumu ile kıyaslamak, bulunduğu seviyeyi tespit etmek ve olumlu yönde gelişmesi için düzenlemeler yapmaktır... Başkalarıyla değil.

     5-Beklentilerinizi, çocuğun başarabileceği düzeyde tutmak ve ona destek sağlamak olmalıdır...

     Bu önerilere ilaveten, değişik gelişim kavramları ve dönemlerine ilişkin birçok öneri burada sıralanabilir. Zaten sizler de; uyguladığınız ve uygulayacağınız “çocuk gelişimi ve eğitimi” konusunda oldukça geniş bir bilgi dağarcığına sahipsiniz ve sahip olacaksınız...

     R.W. EMERSON’un şu sözüyle yazımızı sonlandıralım. Başarı: “Çok sık gülmek, çocukların sevgisini ve akıllı insanların saygısını kazanmak, içtenlikle yapılan eleştirilerin kıymetini anlamak, kötü arkadaşların yoldan çıkarma deneyimlerine dayanabilmek, güzeli anlamak, başkalarında en iyiyi bulmak, daha iyi bir dünyayı geride bırakabilmek, hatta bir tek kişi bile olsa birilerinin siz yaşadığınız için daha rahat nefes aldığını öğrenmektir.”

      İşin esasında ise, “sevgi” tüm bu açıklamaların omurgasıdır...

 

                                                                   

                                                                                                                                                                       İsmail KARAYILAN

                                                                                                                                                                        ikryln@mynet.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                  ÇOCUK VE AİLE

 

    Aile, bireyin ve toplumun işlevlerinin en temel öğesidir. Başka bir deyişle ilişkiler sistemidir. Daha doğrusu kişiler arasında ilişkileri içeren belli kuralları olan bir düzendir. Ayrıca, bireyin yaşamında önemli yeri olan beslenme, bakım, sevgi ihtiyacı, duygusal gelişim, psikolojik gelişim, eğitim, kültürel değerleri kazanma, sağlıklı zeka gelişimini sürdürme gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı birincil yer ve çevredir. Aile birliğinde, aileyi oluşturan bireyler birbirinden etkilenir. Ailede roller ve kurallar mevcuttur. Bu kuralların çok aşırı katı ve çok aşırı esnek olmaması, aileyi daha güçlü kılar. Çocuk yetiştirmek de en büyük sanattır... 

      Çocukların genel davranış özelliklerini anlamak, onların ruh dünyalarına inmek gerçekten her anne babanın yapabileceği bir şey değildir. Bazı anne babalar; çocukların sadece fiziksel bakımlarına yönelik beslenme, barınma, sağlık problemlerini çözümlediği zaman görevini yerine getirdiğini düşünmektedir... Halbu ki; onların, olaylar karşısındaki düşünceleri, tepkileri, yorumları, üzüntüleri, sevinçlerini ise hiç hesaba katmamaktadırlar...  Hatta!... günümüzde bırakın ruhsal sorunları; dünyada milyonlarca çocuk kötü bakım, basit sağlık sorunları, kazalar, salgın hastalıklar ve anne baba ihmaline bağlı nedenlerle hayatını kaybetmektedirler...

     21. yüzyılda baş döndürücü değişiklikler olmuş ve olmaktadır da... Teknolojik gelişmeler, ulaşım ve iletişim araçlarının son derece gelişmesi, sosyal ilişkilerin sınırsız bir şekil alması, siyasal, kültürel, ekonomik alanlarda büyük değişmeler ve gelişmeler, bunun yapıcısı ve yaratıcısı olan insanda bir takım uyum sorunları yaratmaktadır. Bunu bertaraf edebilmek için, çocuğu iyi tanımamız ve onun gelişimi doğrultusunda birtakım düzenlemelere gitmemiz ve tutumlarımızı ona göre ayarlamamız gerektirmektedir...

     Çünkü; toplumsal yaşamdaki bu değişikler ile bireyin gelişim evrelerindeki gelişmeler, insanda birçok yeni ihtiyaçlar ortaya çıkarmaktadır. Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz konu; çocuğun gelişim evreleri, bu doğrultuda tutumuz ne olmalı, mental motor gelişiminin nasıl olduğu ve sağlıklı bir psikolojik yapıya sahip olmaları için yapmamız ve bilmemiz gerekenler ile karşılaştığımız sorunları nasıl çözebiliriz? Gibi sorulara cevap aramaktan ziyade... Sosyal ve kişilik gelişimi üzerinde kısaca durmaktır. Örneğin;

      Anne-baba olarak söz ve davranış birliği içinde; çocuğa karşı aşırı hoşgörü veya aşırı disiplin uygulamalarından kaçınmamız ve tepkilerimizin yersiz ve abartılı olmaması  gerektiğini bilmemizde büyük yarar vardır... Çocuğun, olumlu davranışlarının onaylanması, hatalı durumlarda uygun bir şekilde uyarılması ve nedeninin açıklanması, onlara; değer vererek kişiliklerine saygılı olunması, güven duygusu yaratılarak sevildiklerinin hissettirilmesi davranışımızın temelini oluşturmalıdır... Her bir çocuğun, ayrı bir dünya olduğunu kabul edip, onların ruhsal sorunlarına inebilmek çocuk gelişimi konusunda bilgi sahibi olmakla mümkündür...

      Çocuğun, gerektiği şekilde yetiştirilmesi ve onun topluma hazırlanması büyük oranda, anne babanın hayatın ilk gününden itibaren çocuk ile etkileşimi, eğitim açısından vermeye çalıştıkları, ev içerisindeki tutumları etkili olmaktadır...

     Burada şunu özellikle belirtmemizde büyük oranda yarar vardır. Çocuğun ilk arkadaşı annesidir. Anne, çocuğu ile çocukluğunu ikinci kez yaşar ve saf bir şekilde mutluluğu tadar. Çocuk, annesi ile ilişkisinin 3,5 yaşına kadarki bölümünü bilinçaltında saklayabilir. Ancak, bilinçaltına yerleşen bu dönem çocuğun ileriki ruh sağlığı açısından çok önemlidir... Bu dönem ne kadar neşeli, huzurlu, sağlıklı ve güven içinde geçerse ilerde o denli olumlu ilişkiler oluşur. Çocuk, hoş ve olumlu yönde yönlendirildiğinde zihni fonksiyonlarını daha serbest ve özgürce geliştirebilir. Bu dönemde dayak en kötü ve sakıncalı bir eylemdir... Ayrıca, çocuğun güven dolu bir ortamda yetişmesi gerekir ki aidiyet duygusunu geliştirebilsin...

     Bu durumda anne babaların çocuğuna karşı tutum ve davranışlarını yeniden değerlendirmesi, eksiklikleri varsa tamamlaması gerekmez mi?

 

                                                                        İsmail KARAYILAN